Şura 30:
- Başınıza gelen her musibet, kendi yapıp/ettikleriniz dolayısıyladır. Bununla birlikte, Allah(cc) günahlarınızın çoğunu da affeder.
(
Prensip olarak, herkes, her ne hak etmişse, onun karşılığını görür. Şu kadar ki, bir mü’mi-nin hata ve günahları sebebiyle başına gelen her-hangi bir musibet günahının affına ve ona yeni bir mükâfat kapısının açılmasına sebep olur. Şurasını da belirtmeliyiz ki, en büyük musibet-lere maruz kalanlar, peygamberler ve imanları-nın, Allah ile olan münasebetlerinin derecesi-ne göre diğer mü’minlerdir. Peygamberler gibi masumların başına gelen musibetler, onların sürekli terakkilerine sebeptir.AÜ
Bu hitap günahkârlaradır. Fakat gösterecekleri sabır sayesinde yüksek derecelere ulaştırılmak gibi sebeplerle, günahkâr olmayanların başlarına gelen musîbetler de yok değildir.Müminlere gelen sıkıntılar, onlar için keffarettir. Allah‟ın dinine hizmet için çalışan kimsenin çektiği sıkıntılar ise, onun sadece günahlarına keffaret olmakla kalmayıp aynı zamanda Allah katındaki derecesinin de yükselmesine vesiledir. Dolayısıyla öyle bir zatın, günahlarının cezasını ödediğini düşünmek çok yanlıştır.SY
Çok sık tekrarlanan bu ifade, insanın bu dünyada yaptıklannı ve bilinçli tavırlarını anlatan Kur’ânî bir mecaz olup, bu eylem ve tavırlann kişinin ruhî karakterinin bir “ürünü” olduğu ve bu sebeple öteki dünyadaki hayatın niteliği üzerinde tartışılmaz bir etki yaptığı gerçeğini ortaya koymaktadır. Bu ikinci hayat yer- yüzündeki hayatın organik bir devamı olduğundan, insanın daha sonraki manevî gelişme ve olgunlaşması, yahut tersine, bunalımı ve sıkıntısı -sembolik olarak Allah'ın “mükâfaat”ı ve “azab"ı, yahut “cennet” ve “cehennem” olarak tanımlan- mışur- kişinin daha önceden “kazandığı”na bağlıdır ve onun bir sonucudur.ESED
Krş. "Eğer Allah insanları yapıp ettikleri yüzünden (hemen) hesaba çekecek olsaydı, yer üzerinde bir tek canlı (insan) bırakmazdı" (42/Fâtır: 45). Mİ
One should note that here the cause of all human afflictions is not being stated but the address is directed to the people who were at that time committing disbelief and disobedience at Makkah. They are being told: `Had Allah seized you for all your sins and crimes, He would not have even allowed you to live, but the calamities (probably the allusion is to the famine of Makkah) that have descended on you, are only a warning so that you may take heed and examine your actions and deeds to see as to what attitude and conduct you have adopted as against your Lord, and try to understand how helpless you actually are against God against Whom you are rebelling, and know that those whom you have taken as your patrons and supporters, or the powers that you have relied upon, cannot avail you anything against the punishment of Allah." ET
Ayet, mücrimler hakkındadır. Çünkü mücrim olmayanlara gelen musibetler, başka sebeplerdendir. Mesela, Allah musibet verir, kul da buna sabreder, bu vesile ile Allah onu büyük bir ecre nail eder.ŞE
Bu ayet, temelde günahta ısrar edenlere yönelik olsa gerektir, yoksa daha bir kaç ayet önce iman edip salih amel işleyenlere ödüller ve onların dualarına Allah(cc)'ın icabet etmesinden bahsedilirken, onları da kapsayacak bir gruba bu ayetin hitabı konunun akışı itibarı ile uygun görünmüyor. Evet, iman edip salih amel işleyenler de günah işler , hataları olur, her insan gibi. Ama kaç suredir üzerinde özellikle durulan muhsin ve muhlis kavramları ışığında, kendisine yönelmiş kuluna, bir çok günahları da Allah(cc)'ın affettiği söylenirken, birden bu tür bir ayetle onlara da hitap uygun durmuyor. Peygamberlerin veya büyük islam alimlerinin başına gelenler de mi günahlarından dolayı? Tabii, boşa söylememişler; meyve veren ağaç taşlanır, diye.. Yüce Rabbimin buna izin vermesi de, bir çok hikmete binaendir, bu da açık!.
)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder