25 Aralık 2020 Cuma

 Şura 30:

  •  Başınıza gelen her musibet, kendi yapıp/ettikleriniz dolayısıyladır. Bununla birlikte, Allah(cc) günahlarınızın çoğunu da affeder.
    (
     Prensip  olarak,  herkes,  her  ne  hak  etmişse, onun karşılığını görür. Şu kadar ki, bir mü’mi-nin hata ve günahları sebebiyle başına gelen her-hangi bir musibet günahının affına ve ona yeni bir  mükâfat  kapısının  açılmasına  sebep  olur.  Şurasını da belirtmeliyiz ki, en büyük musibet-lere  maruz  kalanlar,  peygamberler  ve  imanları-nın,  Allah  ile  olan  münasebetlerinin  derecesi-ne  göre  diğer  mü’minlerdir.  Peygamberler  gibi  masumların  başına  gelen  musibetler,  onların sürekli terakkilerine sebeptir.AÜ

    Bu  hitap  günahkârlaradır.  Fakat  gösterecekleri  sabır  sayesinde  yüksek derecelere  ulaştırılmak  gibi  sebeplerle,  günahkâr  olmayanların  başlarına  gelen musîbetler de yok değildir.Müminlere gelen sıkıntılar, onlar için keffarettir. Allah‟ın dinine hizmet için çalışan  kimsenin  çektiği  sıkıntılar  ise,  onun  sadece  günahlarına  keffaret  olmakla kalmayıp  aynı  zamanda  Allah  katındaki  derecesinin  de  yükselmesine  vesiledir. Dolayısıyla öyle bir zatın, günahlarının cezasını ödediğini düşünmek çok yanlıştır.SY

    Çok sık tekrarlanan bu  ifade,  insanın  bu dünyada yaptıklannı ve bilinçli  tavırla­rını anlatan Kur’ânî bir  mecaz  olup,  bu  eylem ve  tavırlann kişinin  ruhî karakte­rinin bir “ürünü”  olduğu  ve  bu  sebeple  öteki  dünyadaki  hayatın niteliği  üzerin­de tartışılmaz  bir etki yaptığı gerçeğini ortaya koymaktadır.  Bu  ikinci  hayat  yer- yüzündeki hayatın organik bir devamı olduğundan,  insanın daha sonraki mane­vî gelişme ve olgunlaşması, yahut tersine,  bunalımı ve sıkıntısı -sembolik olarak Allah'ın “mükâfaat”ı ve  “azab"ı, yahut  “cennet”  ve  “cehennem”  olarak  tanımlan- mışur- kişinin daha önceden  “kazandığı”na  bağlıdır ve  onun bir sonucudur.ESED

    Krş.  "Eğer  Allah  insanları  yapıp  ettikleri  yüzünden   (hemen)   hesaba   çekecek   olsaydı,   yer  üzerinde  bir tek  canlı  (insan)  bırakmazdı"  (42/Fâtır:  45). Mİ

    One should note that here the cause of all human afflictions is not being stated but the address is directed to the people who were at that time committing disbelief and disobedience at Makkah. They are being told: `Had Allah seized you for all your sins and crimes, He would not have even allowed you to live, but the calamities (probably the allusion is to the famine of Makkah) that have descended on you, are only a warning so that you may take heed and examine your actions and deeds to see as to what attitude and conduct you have adopted as against your Lord, and try to understand how helpless you actually are against God against Whom you are rebelling, and know that those whom you have taken as your patrons and supporters, or the powers that you have relied upon, cannot avail you anything against the punishment of Allah." ET

    Ayet, mücrimler hakkındadır. Çünkü mücrim olmayanlara gelen musibetler, başka sebeplerdendir. Mesela, Allah musibet verir, kul da buna sabreder, bu vesile ile Allah onu büyük bir ecre nail eder.ŞE

    Bu ayet, temelde günahta ısrar edenlere yönelik olsa gerektir, yoksa daha bir kaç ayet önce iman edip salih amel işleyenlere ödüller ve onların dualarına Allah(cc)'ın icabet etmesinden bahsedilirken, onları da kapsayacak bir gruba bu ayetin hitabı konunun akışı itibarı ile uygun görünmüyor. Evet, iman edip salih amel işleyenler de günah işler , hataları olur, her insan gibi. Ama kaç suredir üzerinde özellikle durulan muhsin ve muhlis kavramları ışığında, kendisine yönelmiş kuluna, bir çok günahları da Allah(cc)'ın affettiği söylenirken, birden bu tür bir ayetle onlara da hitap uygun durmuyor. Peygamberlerin veya büyük islam alimlerinin başına gelenler de mi günahlarından dolayı? Tabii, boşa söylememişler; meyve veren ağaç taşlanır, diye.. Yüce Rabbimin buna izin vermesi de, bir çok hikmete binaendir, bu da açık!.




    )

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder