18 Aralık 2020 Cuma

 Şura 13:

  •  Allah(cc), itikadi konularda Nuh(as)'a emrettiğini, ve sana (ey Muhammed(sav) ) vahiy aracılığıyla öğrettiğimizi ve aynı zamanda İbrahim(as)'a, Musa(as)'a ve İsa(as)'a emrettiğimizi, Din olarak takip edilmesi gereken bir yol olarak seçti. Buna sağlam bir şekilde sarılın ve bütünlüğünüzü bozmayın.
    Onları çağırdığın bu itikad bütünlüğü, başka varlıkları veya güçleri Allah(cc)'a ortak koşanlara ağır gelir. Allah(cc) dilediğini seçip Kendisine yaklaştırır, Kendisine yönelenleri de doğru yola ulaştırır.
    (
    Âyet,  pek  çok  gerçeklere  işaret  etmektedir.  Kısaca:  
    *Cenab-ı  Allah’ın  (c.c.)  tarih  boyu  insanlar  için  tesbit  ve  tayin  buyurduğu  Din,  temelde  birdir;  yani  aynı  iman,  ibadet,  amel  (hayat,  davranış) ve ahlâk kaidelerine sahiptir.  
    *Allah, nebîler arasından bazılarını rasûl olarak ve  rasûller  içinde  de  Hz.  Nuh,  Hz.  İbrahim, Hz.   Musa,   Hz.   İsa   ve   Hz.   Muhammed’i   (aleyhimis-selâm)  seçmiştir.  Bu  beş  rasûlden  her  biri  için  Din’de  itikat,  ibadet  ve  ahlâk  esaslarının  yanısıra  davranış  usûlleri  (şeriat) tayin  buyurmuştur.  Bu  usûller  özde  aynıolmakla birlikte, zamana ve şartlara bağlı ikin-ci–üçüncü  dereceden  meselelerde  aralarında farklılıklar da vardı (bkn: Mâide Sûresi/5: 48, not  11).  Bu  davranış  usûlleri,  bir  bakıma  bir  hayat  tarzı  oluşturuyordu.  Son  peygamber  Hz. Muhammed aleyhissalâtü vesselâm bütün insanlara  peygamber  olarak  geldi  ve  O’na  vahyedilen hayat tarzı, önceki peygamberlerin şeriatlarının  da  yerini  aldı.  (İslâm’ın  önceki  peygamberlerin şeriatlarıyla ilgili tavrı hakkın-da bkn: Bakara Sûresi/2: 106, not 95.)
    *Kabul  edilip  inanılması  ve  hayata  tatbik  edilmesi  gereken  temel  İlâhî  düsturlar  bütü-nüne Din denirken, Din’in amelî yanına, yani pratik olarak hayata yansıtılmasına Şeriat adıverilir.  Yani  Şeriat,  Din’in  bir  bakıma  amelî  yanı, pratiği ve bu pratiğiyle ilgili kaidelerinin bütünüdür.•   Âyette   Cenab-ı Allah’ın önceki büyük rasûl-lere   “önemle   emretmek”   manâsında tav-siye   kelimesi   kullanılırken,   Peygamber   Efendimiz’le ilgili olarak ise vahyetmek keli-mesi  kullanılmıştır.  Bunda  Hz.  Nuh,  Hz.  İbrahim,  Hz.  Musa  ve  Hz.  İsa’nın  (Allah’ın selâmı  üzerlerine  olsun)  şeriatlarının  zaman,  mekân  ve  muhataplar  bakımından  evren-sel  olmayıp,  onlarda  bazı  hususlara  bilhas-sa  dikkat  çekildiğine,  buna  karşılık,  Allah  Rasûlü’nün  davetinin  ve  şeriatının  evrensel  olduğu gibi, onun (Kur’ân ve Sünnet olarak) temelde vahye dayandığına işaret vardır.
    *Âyet,   önce   Hz.   Nuh’u,   ardından   Allah   Rasûlü’nü  zikretmekte,  sonra  da  tarih  sıra-sıyla  Hz.  İbrahim,  Hz.  Musa  ve  Hz.  İsa’yıanmaktadır.  Bu,  Hz.  Nuh  tarihte  kendisine  ilk şeriat  verilen  rasûl  ve  Allah  Rasûlü  de  tamamının en büyüğü, şeriatı da bütün önce-ki şeriatların  esaslarını  ihtiva  eden  evrensel  ve  kıyamete  kadar  geçerli  bir  şeriat  olduğu içindir. Benzer bir sıralama, Ahzab Sûresi/33: 7’de,  bu  defa  umumî  olarak  peygamberlerdendikten sonra Allah Rasûlü’nü önce zikre-dip, sonra da Hz. Nuh ve diğer üç en büyük rasûlü anarak yapılmıştır.
    *Şeriat’ı veya Din’in pratiğinin ana kaidelerini çok  iyi  bilip  onları  yerine  getirmenin,  Din’i  herhangi  bir  değişiklik  ve  sapmadan  koru-mada  ve  Din’in  esaslarında  ihtilâflara  düşüp grup grup olmaktan korunmada vazgeçilmez bir  yeri  vardır.  Bütün  “bâtın”  yollarında yürümenin  ölçüsü  ve  bu  yolların  sınırlarınıçizen de yine Şeriat’tır. Cilt insan vücudu için ne ifade ediyorsa, Şeriat da din için aynışeyi ifade eder. Dolayısıyla, her bir rasûlden sonra Din’de  görülen  aslî  sapmaların  ve  Din’i  de  değiştirmenin  en  önemli  sebeplerinden  biri,  Şeriat’ı  bilmeme  ve  gerektiği  ölçüde  uygula-mama olmuştur.AÜ

      Ayetin siyâk ve sibâkının gösterdiği gibi dînterimi,  bu bağlamda,  ardarda  gelen her sistemde farklı  mahiyetler kazanan  dinî kanunları da kapsayan (karş.  5:48,  not  66)  en  geniş  anlamıyla  “din”i  (religion) göstermez.  Burada,  daha  çok,  dinin  (religion)  yalnızca  etik  ve  ruhî boyutunu, yani  en  genel  anlamda  “imanı/itikad”ı  gösterir.  Bu  ayetle,  sûrenin  başında  dile getirilmiş olan temaya, yani bütün vahiylerin gerisindeki manevî ve ahlakî pren­siplerin  değişmez  aynılığı  temasına yeniden  dönülmektedir.ESED

    Lafzen,  “sana vahyettiğimizi.” Bu, Peygamber Muhammed'in (s) ancak vahiy ara­cılığıyla  “Allah'ın  Nûh'a  emrettiği”  şeyi  öğrenebildiğine işaret  eder.ESED

    — “Allah  katında  tek  [hak]  din,  [insanın]  O'na  teslimiyetidir”  ve  3:85 — “kim Allah'a teslimiyetten başka bir din ararsa bu hiçbir zaman kabul edilme­yecektir.” Allah'ın bütün elçileri tarafından ortaya konulan bu prensip  ile bir pa­ralellik,  21:92 ve 23:52'deki kesin ifadede de  görülebilir:  “[Siz ey inananlar,] ger­çek şu  ki,  bu  sizin  ümmetiniz  tek  bir ümmettir:  çünkü  hepinizin Rabbi  Benim.” Büyük müfessirlerin çoğu (mesela Zemahşerî,  Râzî, İbni Kesîr),  bunu,  Zemahşerî'nin bu  ayet ile  ilgili yorumunda  ifade  edildiği  gibi,  “farklı  toplumlann  [zaman içinde  değişen]  şartlarıyla  uyumlu  olarak ( ‘a lâ   hasebi ahvâlihâ) getirilen  [özel] durum  ve  uygulamalar”  ile  ilgili  bütün  farklılıklara  rağmen  Tek Allah  inancına dayanan bütün  dinlerin  evrensel  bütünlüğüne açık bir atıf olarak görmüşlerdir.ESED



    )

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder