Şura 13:
- Allah(cc), itikadi konularda Nuh(as)'a emrettiğini, ve sana (ey Muhammed(sav) ) vahiy aracılığıyla öğrettiğimizi ve aynı zamanda İbrahim(as)'a, Musa(as)'a ve İsa(as)'a emrettiğimizi, Din olarak takip edilmesi gereken bir yol olarak seçti. Buna sağlam bir şekilde sarılın ve bütünlüğünüzü bozmayın.
Onları çağırdığın bu itikad bütünlüğü, başka varlıkları veya güçleri Allah(cc)'a ortak koşanlara ağır gelir. Allah(cc) dilediğini seçip Kendisine yaklaştırır, Kendisine yönelenleri de doğru yola ulaştırır.
(
Âyet, pek çok gerçeklere işaret etmektedir. Kısaca:
*Cenab-ı Allah’ın (c.c.) tarih boyu insanlar için tesbit ve tayin buyurduğu Din, temelde birdir; yani aynı iman, ibadet, amel (hayat, davranış) ve ahlâk kaidelerine sahiptir.
*Allah, nebîler arasından bazılarını rasûl olarak ve rasûller içinde de Hz. Nuh, Hz. İbrahim, Hz. Musa, Hz. İsa ve Hz. Muhammed’i (aleyhimis-selâm) seçmiştir. Bu beş rasûlden her biri için Din’de itikat, ibadet ve ahlâk esaslarının yanısıra davranış usûlleri (şeriat) tayin buyurmuştur. Bu usûller özde aynıolmakla birlikte, zamana ve şartlara bağlı ikin-ci–üçüncü dereceden meselelerde aralarında farklılıklar da vardı (bkn: Mâide Sûresi/5: 48, not 11). Bu davranış usûlleri, bir bakıma bir hayat tarzı oluşturuyordu. Son peygamber Hz. Muhammed aleyhissalâtü vesselâm bütün insanlara peygamber olarak geldi ve O’na vahyedilen hayat tarzı, önceki peygamberlerin şeriatlarının da yerini aldı. (İslâm’ın önceki peygamberlerin şeriatlarıyla ilgili tavrı hakkın-da bkn: Bakara Sûresi/2: 106, not 95.)
*Kabul edilip inanılması ve hayata tatbik edilmesi gereken temel İlâhî düsturlar bütü-nüne Din denirken, Din’in amelî yanına, yani pratik olarak hayata yansıtılmasına Şeriat adıverilir. Yani Şeriat, Din’in bir bakıma amelî yanı, pratiği ve bu pratiğiyle ilgili kaidelerinin bütünüdür.• Âyette Cenab-ı Allah’ın önceki büyük rasûl-lere “önemle emretmek” manâsında tav-siye kelimesi kullanılırken, Peygamber Efendimiz’le ilgili olarak ise vahyetmek keli-mesi kullanılmıştır. Bunda Hz. Nuh, Hz. İbrahim, Hz. Musa ve Hz. İsa’nın (Allah’ın selâmı üzerlerine olsun) şeriatlarının zaman, mekân ve muhataplar bakımından evren-sel olmayıp, onlarda bazı hususlara bilhas-sa dikkat çekildiğine, buna karşılık, Allah Rasûlü’nün davetinin ve şeriatının evrensel olduğu gibi, onun (Kur’ân ve Sünnet olarak) temelde vahye dayandığına işaret vardır.
*Âyet, önce Hz. Nuh’u, ardından Allah Rasûlü’nü zikretmekte, sonra da tarih sıra-sıyla Hz. İbrahim, Hz. Musa ve Hz. İsa’yıanmaktadır. Bu, Hz. Nuh tarihte kendisine ilk şeriat verilen rasûl ve Allah Rasûlü de tamamının en büyüğü, şeriatı da bütün önce-ki şeriatların esaslarını ihtiva eden evrensel ve kıyamete kadar geçerli bir şeriat olduğu içindir. Benzer bir sıralama, Ahzab Sûresi/33: 7’de, bu defa umumî olarak peygamberlerdendikten sonra Allah Rasûlü’nü önce zikre-dip, sonra da Hz. Nuh ve diğer üç en büyük rasûlü anarak yapılmıştır.
*Şeriat’ı veya Din’in pratiğinin ana kaidelerini çok iyi bilip onları yerine getirmenin, Din’i herhangi bir değişiklik ve sapmadan koru-mada ve Din’in esaslarında ihtilâflara düşüp grup grup olmaktan korunmada vazgeçilmez bir yeri vardır. Bütün “bâtın” yollarında yürümenin ölçüsü ve bu yolların sınırlarınıçizen de yine Şeriat’tır. Cilt insan vücudu için ne ifade ediyorsa, Şeriat da din için aynışeyi ifade eder. Dolayısıyla, her bir rasûlden sonra Din’de görülen aslî sapmaların ve Din’i de değiştirmenin en önemli sebeplerinden biri, Şeriat’ı bilmeme ve gerektiği ölçüde uygula-mama olmuştur.AÜ
Ayetin siyâk ve sibâkının gösterdiği gibi dînterimi, bu bağlamda, ardarda gelen her sistemde farklı mahiyetler kazanan dinî kanunları da kapsayan (karş. 5:48, not 66) en geniş anlamıyla “din”i (religion) göstermez. Burada, daha çok, dinin (religion) yalnızca etik ve ruhî boyutunu, yani en genel anlamda “imanı/itikad”ı gösterir. Bu ayetle, sûrenin başında dile getirilmiş olan temaya, yani bütün vahiylerin gerisindeki manevî ve ahlakî prensiplerin değişmez aynılığı temasına yeniden dönülmektedir.ESED
Lafzen, “sana vahyettiğimizi.” Bu, Peygamber Muhammed'in (s) ancak vahiy aracılığıyla “Allah'ın Nûh'a emrettiği” şeyi öğrenebildiğine işaret eder.ESED
— “Allah katında tek [hak] din, [insanın] O'na teslimiyetidir” ve 3:85 — “kim Allah'a teslimiyetten başka bir din ararsa bu hiçbir zaman kabul edilmeyecektir.” Allah'ın bütün elçileri tarafından ortaya konulan bu prensip ile bir paralellik, 21:92 ve 23:52'deki kesin ifadede de görülebilir: “[Siz ey inananlar,] gerçek şu ki, bu sizin ümmetiniz tek bir ümmettir: çünkü hepinizin Rabbi Benim.” Büyük müfessirlerin çoğu (mesela Zemahşerî, Râzî, İbni Kesîr), bunu, Zemahşerî'nin bu ayet ile ilgili yorumunda ifade edildiği gibi, “farklı toplumlann [zaman içinde değişen] şartlarıyla uyumlu olarak ( ‘a lâ hasebi ahvâlihâ) getirilen [özel] durum ve uygulamalar” ile ilgili bütün farklılıklara rağmen Tek Allah inancına dayanan bütün dinlerin evrensel bütünlüğüne açık bir atıf olarak görmüşlerdir.ESED
)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder