31 Aralık 2020 Perşembe

 Şura 47-48:

  •  O halde, Allah(cc)'ın buyruğu ile geri dönüşün mümkün olmadığı o gün gelmeden önce, Rabbinizin davetine icabet edin. Aksi halde, o gün ne sığınacak bir mercii bulabilirsiniz, ne de günahlarınızı inkar edebilirsiniz.
    Fakat, onlar yine de yüz çevirirlerse, Biz, sizi(seni) onların üzerine bekçi olarak atamadık, size(sana) düşen sadece tebliğdir. (Çünkü insan karakteri bu!) Biz insana ne zaman bir nimet tattırsak ferahlar ve şımarır. Ama başlarına, ne zaman bir kötülük gelse, ki yine kendi yapıp/ettiklerinden dolayıdır, hemen nankörleşir.
    (
    Bu parantez içi açıklama -ki,  metnin daha doğru şekilde anlaşılması  için zorun­ludur- Râzî'nin  bu  pasajın  önceki  ile  bağlantısı  konusundaki  ikna  edici  açıkla­masına dayanmaktadır.  İnsan,  kural olarak,  maddî servet ve rahatlık içinde  ken­dini kaybetmekte ve bu başarısını  “mutluluk”  ile özdeşleştirmektedir:  bu  neden­le  manevî  amaçları  ve  değerleri  küçümsemekte,  özellikle  bireysel/bencilce  çı­karlarının  ardından koşmayı  bırakıp -kendisi  için hâlâ  farazî  olan- öteki  dünya hayatına yönelmeye  çağrıldığında  bu  tavrı göstermektedir.ESED

    Yani,  Allah  ona belli maddî  kazançlar bağışladığında  insan bu  “başarı”  ile  övü­nür ve  onu  bilhassa  kendi  yeteneklerine  ve  zekasına  bağlar (karş.  4l:50'nin ilk cümlesi).ESED

    Yani,  geçmişteki  mutluluğunu  şükranla  anmak  yerine  Allah'ın  varlığını  sorgula­maya  çalışır ve Allah gerçekten var olsaydı bu kadar çok şanssızlığın ve mutsuz­luğun yeryüzüne hakim olmasına  “izin vermezdi”  iddiasında bulunur:  bu yanıltıcı/saptırıcı bir itirazdır, çünkü öteki dünya realitesini dikkate almamakta ve Allah kavramına  sadece beşerî düşünceler ve beklentiler açısından yaklaşmaktadır.ESED

    Varlıkla  sınandığında  hak  ettiğini  dü­şünür,  darlıkla sınandığında isyan eder. Her iki­sinin temelinde de tek dünyacı bir bakış ve  ser­vetin  emanet  olduğunu  unutan bir akıl yatar. Mİ

    This sentence has several other meanings also:
    (1) "You will not be able to deny any of your misdeeds";
    (2) "you will not be able to hide yourself even in disguise ; "
    (3) "you will not be able to protest or show any displeasure against any treatment that is meted out to you; "
    (4) "it will not be in your power to change the condition in which you are placed. "  ET

     Ayette anlatılan durum her ne kadar mücrimlere has ise de, insan türünde böylelerinin çok olması ve mücrimlerin de insan sınıfına dâhil olması yüzünden, bu özelliğin insana isnadı caizdir.
    Ayette insana rahmetin tattırılmasının katiyet ifade eden إِذَا “iza” ile, belanın gelmesinin ise ihtimal ifade eden إِنْ “in” ile gelmesi, rahmetinin tattırılmasının, bizzât gerekli bir âdet olması cihetiyle muhakkak olmasından, belanın isabetinin ise muhtemel bulunmasındandır.ŞE





    )
     

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder