11 Aralık 2020 Cuma

 Fussilet 49-51:

  •  İnsan kendi lehine gördüğü şeyi istemekten usanmaz. Ama bir sıkıntıya maruz kalınca da ye'se kapılır ve bütün  ümitlerini kaybeder.
    Maruz kaldığı sıkıntıdan sonra Tarafımızdan bir rahmet tattırırsak, bu defa da hiç şüphesiz şöyle der:' Zaten bu benim hakkımdı. Hem kıyametin kopacağını da sanmıyorum. Varsayalım ki koptu, Rabbimin huzuruna çıkarıldığımda, o zaman da hiç kuşkusuz, O'nun katında hak ettiğim en güzel mükafatı bulurum'. Fakat o hakikat inkarcılarına dünyada yaptıkları bir bir bildirilecek ve bundan dolayı hesaba çekilip sert bir şekilde azaba çarptırılacaklardır. İnsana ne zaman nimetlerimizden bahşetsek Rabbinden kibirle uzaklaşır. Kendine bir sıkıntı dokunduğunda ise, bu sefer de uzun uzun dua eder yalvarır.
    (
     Bu  hâl,  hayrın  ve  şerrin  yaratıcısı  olarak  Allah’a ve Kader’e inanmamanın tipik bir sonu-cudur.  Bu  inancı  taşımayan  bir  insan,  dünya  nimet  ve  zevklerinin  peşinde  koşar  ve  eline  geçen  her  şeyi,  her  başarısını  kendi  bilgi  ve  kabiliyetine  verir  ve  her  hadiseyi  sebep–sonuç  münasebeti  içinde  değerlendirir. İstediği şeyi elde  edemediği  veya  bir  kayba  uğradığında,  bir  de başvurduğu bütün sebepler işe yaramamışsa, bu defa bütünüyle ye’se kapılır. İnanan bir insan ise,  sebeplerin,  kendi  bilgi  ve  kabiliyetlerinin  sadece  birer  vasıta  olduğunun  ve  gerçek  yara-tıcı,  rızık  ve  nimet  verici  olan  Allah’ın  onlarıbir hikmete binaen yaratıp kullandığının şuuru içindedir. Ayrıca o, hayrın da şerrin de Allah’ın iradesi  ve  kudreti  dahilinde  olduğunu  çok  iyi  bilir.  Dolayısıyla,  ne  eline  bir  şey  geçtiği  veya  bir  maksadı  gerçekleştiğinde  sevinip  şımarır ve bunu kendisine verir, ne de istediğine kavu-şamadığı  ve  elinden  bir  şey  çıktığında  üzülür.  Sadece  bunların  sebeplerini  araştırır,  hatalarıvarsa  bunları  telâfiye  ve  tevbeye  yönelir  ve  daima rıza ve teslimiyet içinde bulunur.AÜ

     Yani  insan,  kural  olarak,  bu  dünya  sevgisi  ile  o  kadar körleşmiştir  ki  onun  bir gün  sona  ereceğini  hiç  aklına  getirmez.  Burada  işaret  edilen,  ölümden  sonraki hayatın gerçekten var  olup  olmadığı  ve  insanın  mahşerde  Allah tarafından  ger­çekten yargılanıp  yargılanmayacağı konusundaki  kuşkudur.ESED
     İnsan kendi üstünlüğüne  inandığından (“bu  zaten benim  hakkımdır”  sözlerinde ifade  edildiği  gibi),  ölümden  sonra gerçekten bir  hayat varsa kendisi  hakkındaki  abartılı  görüşünün Allah tarafından teyid  edileceğine emindir.ESED

    )

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder