Şura 39-40:
- Yine onlar, bir zorbalıkla karşılaştıklarında, yardımlaşarak onu bertaraf ederler. Ama kötülüğün cezası, ancak ona denk bir karşılık olabilir. Ne var ki, kim affeder ve barış yaparsa, işte onun mükafatı Allah(cc)'a aittir. Hiç şüphesiz ki, Allah(cc) haksızlık yapanları sevmez.
(
Kur’ân, adalet ve hakların herkes için aynıderecede ihlâl edilemez ve karşılıklı oluşu üze-rinde ısrarla durur. Dolayısıyla her hak sahibine hakkını vermek İslâm’da esastır ve kimsenin hakkı, başkasınınkinden daha büyük, daha dokunulmaz değildir. Bu aslî prensiptir ki, hak-ların yerini bulmasında kısası gerekli kılmıştır. (Bkn: Bakara Sûresi/2: 178–179, 194, not 131, 140; Mâide Sûresi/5: 31, 45, not 6, 10.) Bununla birlikte, haksızlığa maruz kalan bir insan hak-kını alırken aşırı gidip mukabil bir zarar vere-bileceği için de, hakların geri alınması sırasında ölçüyü kaçırmama üzerinde de hassasiyetle durur ve bundan da öte dikkatleri affetmenin önemine ve güzelliğe çekerek, fertleri bizzat kendilerine yapılan haksızlıklar konusunda affe-dici olmaya teşvik eder.AÜ
This also is one of the best characteristics of the believers: they do not fall a prey to the tyrants. Their tender heartedness and forgiving nature is not the result of any weakness. They have not been taught to live humbly and meekly like the hermits and ascetics. Their nobility demands that when they are victors they should forgive the errors of the vanquished; when they possess the power, they should avoid vengefulness and when a weak or subdued person happens to commit a mistake they should overlook it; but when a powerful person, drunk with authority, commits violence against them, they should resist and fight him with all their might. A believer is never cowed by a wicked person nor bows to an arrogant man. For such people he proves to be a hard nut which breaks the teeth of those who try to break it. ET
)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder