28 Aralık 2020 Pazartesi

 Şura 39-40:

  • Yine onlar, bir zorbalıkla karşılaştıklarında, yardımlaşarak onu bertaraf ederler. Ama kötülüğün cezası, ancak ona denk bir karşılık olabilir. Ne var ki, kim affeder ve barış yaparsa, işte onun mükafatı Allah(cc)'a aittir. Hiç şüphesiz ki, Allah(cc) haksızlık yapanları sevmez.
    (
     Kur’ân,  adalet  ve  hakların  herkes  için  aynıderecede ihlâl edilemez  ve karşılıklı oluşu üze-rinde ısrarla durur. Dolayısıyla her hak sahibine hakkını  vermek  İslâm’da  esastır  ve  kimsenin  hakkı,   başkasınınkinden   daha   büyük,   daha   dokunulmaz değildir. Bu aslî prensiptir ki, hak-ların yerini bulmasında kısası gerekli kılmıştır. (Bkn:  Bakara  Sûresi/2:  178–179,  194,  not  131,  140; Mâide Sûresi/5: 31, 45, not 6, 10.) Bununla birlikte,  haksızlığa  maruz  kalan  bir  insan  hak-kını  alırken  aşırı  gidip  mukabil  bir  zarar  vere-bileceği için de, hakların geri alınması sırasında ölçüyü   kaçırmama   üzerinde   de   hassasiyetle   durur  ve  bundan  da  öte  dikkatleri  affetmenin  önemine  ve  güzelliğe  çekerek,  fertleri  bizzat  kendilerine yapılan haksızlıklar konusunda affe-dici olmaya teşvik eder.AÜ

    This also is one of the best characteristics of the believers: they do not fall a prey to the tyrants. Their tender heartedness and forgiving nature is not the result of any weakness. They have not been taught to live humbly and meekly like the hermits and ascetics. Their nobility demands that when they are victors they should forgive the errors of the vanquished; when they possess the power, they should avoid vengefulness and when a weak or subdued person happens to commit a mistake they should overlook it; but when a powerful person, drunk with authority, commits violence against them, they should resist and fight him with all their might. A believer is never cowed by a wicked person nor bows to an arrogant man. For such people he proves to be a hard nut which breaks the teeth of those who try to break it.  ET

    )

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder