13 Şubat 2021 Cumartesi

 Casiye 28-29:

  •  Ve o gün bütün insanları zillet içinde diz çökmüş görürsün. Herkes kendi sicili ile yüzleşir: 'Bugün yaptığınız herşeyin karşılığını göreceksiniz. Bu bizim kayıtlarımız, sizinle ilgili herşeyi bütün gerçekliği ile anlatır, zira yaptığınız herşey kaydedilmişti'.
    (
    That is, the dread and terror of the Plain of Resurrection and the awe of the Divine Court will be etch that it will break the stubbornness of the most arrogant and boastful people, and everyone will be found fallen on his knees humbly. ET
    The only possible way of getting a thing recorded is not by means of the pen and paper only. Man himself has discovered in this world several other forms of recording human words and actions and reproducing them exactly and accurately; and we cannot even imagine what other possibilities of it lie yet undiscovered, which man himself will discover and exploit in the future. Now, who can know how and by what means is Allah getting recorded man's every word, his every movement and action, even his hidden intentions and motives and desires and ideas, and how He will place before every man and every group and every nation his or its whole lifework accurately and exactly?ET

    )

 Casiye 26-27:

  • De ki:' Size hayat veren ve sonra da öldürecek olan, geleceğinden hiç te şüphe olmayan kıyamet günü yeniden diriltecek olan da Allah(cc)'tır. Maalesef insanların çoğunluğu bunun farkında bile değiller'.
    Göklerin ve yerin mutlak mülkiyet ve hakimiyeti Allah(cc)'a aittir (وَلَلَّهِ مُلْكُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرضِ). Kıyamet saati gelip çattığı an, (hayatlarında anlayamadıkları herşeyi) geçersiz kılmaya çalışanlar(الْمُبْطِلُونَ) en büyük ziyana uğrayacaklardır.
    (
    Âyetler, Allah’a imanın diğer iman esaslarının da  esası  olduğunu  ve  onları  da  gerektirdiğini açıkça beyan etmektedir. Bundandır ki, âyetlerin kendilerine  işarette  bulunduğu  materyalistler,  Allah’ı inkâr cihetine gitmişlerdir. Fakat onların bu inkârı, her türlü bilimsellik iddiasına rağmen sadece  bir  kabule  dayanmaktadır  ve  delilsiz  bir  iddiadan  ibarettir.  Oysa  inkâr  bir  hükümdür  ve  mutlaka  delile,  kesin  bilgiye  dayanmalıdır. Buna   karşılık,   içindeki   her   varlıkla   birlikte   bütün  kâinat,  Allah’ın  varlığına  apaçık  delildir.  Yukarıda 23’üncü âyette buyurulduğu gibi, heva ve hevese, şehvetlere uyma, ayrıca kibir, zulüm, şartlanmışlık  gibi  sebeplerle  kalbi  ve  kulakları mühürlenmemiş,   gözlerine   perde   çekilmemiş herkes,  bunu  görüp,  Allah’ın  varlığını  itiraftan  başka  bir  yol  bulamaz.  Ama  kalbi  ve  kulakları mühürlenmiş,  gözüne  perde  çekilmiş  insan  için  de kimse bir şey yapamaz.AÜ

    Surenin başlangıcındaki insan prototipleri içinde negatif üç tip vardı; yalancı-sahtekar ve günahkar, bildiği halde bilmemiş gibi davranan inkarcı ve en son olarak ta bildiği halde alay eden,engel olmaya çalışan zalim. Bu üç tip te hakikati geçersiz kılma çabalarının farklı seviyelerini ifade ediyor ve bu tiplerin kıyamet günü büyük kayıpları bu ayette tescilleniyor.

    )

12 Şubat 2021 Cuma

 Casiye 24-25:

  •  Onlar hala:' Bu dünya hayatından başka hayat yok!. Dünyaya geldiğimiz gibi ölürüz ve bizi ancak zaman yok eder' diyorlar. Fakat onların bu konuda hiç bilgileri yoktur, sadece zannediyorlar. Ve böylece ne zaman mesajlarımız onlara tebliğ edilse tek cevapları şu oluyor:' Eğer siz bu iddaanızda tutarlı iseniz, gelmiş/geçmiş atalarımızı diriltin de görelim!'.
    (
    Geçmişteki örnekler de , güncel örneklerde de aynı yaklaşım mevcuttur. Bir kaç temelli kendini bilmez ateistin dışında genel olarak bir yaratıcıya( Allah(cc) ) inanç vardır, fakat O yaratıcıyı hayata mudahil, onu yönlendiren olarak görmek bu tipleri rahatsız eder ve bir bakıma hayatlarına karışılmasını istemezler, kaçış olarak ta, zamanın akışına her şeyi bağlayarak kurtulmaya çalışırlar. Yüce Rabbim ise defaaten --hiç bir şeyin amaçsız olmadığını-- söylemektedir. Zamanı dördüncü boyut olarak yaradan Allah(cc), nasıl üç boyutlu uzayda herşey O'nun izniyle hareket ediyorsa, zaman boyutunda da herşey O'nun izniyle ve O'nun mudahil olmasıyla hareket etmek durumundadır.
    )

11 Şubat 2021 Perşembe

 Casiye 23:

  •  Kendi heva ve hevesini ilah edinen ve (bunun üzerine) Allah(cc)'ın (zihnini hidayete kapattığını) bildiği(عَلَى عِلْمٍ) kişiyi saptırdığı, kulaklarını ve kalbini mühürlediği ve gözlerinin üzerine bir perde çektiği insanı bir düşünsenize? Artık ona, Allah(cc)'tan başka kim yol gösterebilir? Hiç düşünüp ders çıkarmıyor musunuz?
    (

    Zemahşerî'nin  14:4  ile  ilgili  4.  notta  uzun  uzun  nakledilen  görüşlerini  yansıtan Râzî'nin yorumu.ESED

     'Ala  'ilmin,  öznesi  insan  olarak  okunursa:  "kişinin  bile  bile  (yaptıklarından)  dolayı"  an­lamına  gelir.  Çevirimiz,  bilen  öznenin  Allah  olduğuna dayanmaktadır. Bu ibare Allah'ın bir toplumu ısrarla yaptıklarından dolayı cezalan­dıracağını  söyleyen  14.  âyetle  birlikte  okun­malıdır.  Sözdiziminde  bu  ibarenin  rolü,  özne­si  birden  fazla  olan  men  yeşâ' ibarelerine  ben­zemektedir (Bkz: Nûr: 21,  not 25).  Her iki iba­re ve ait  oldukları metin  şu âyet  ışığında anla­şılmalıdır:  "(Allah)  yoldan  çıkmışlardan  baş­kasını  kesinlikle  saptırmaz"  (94/Bakara:  26).  Mİ

    Heva  ve  hevesini  kendine  ilâh  edinen,  (hak–bâtıl, hidayet–dalâlet konusunda) bilgisi olduğu halde neticede Allah’ın kendisini saptırdığı..

    Bu meal, “alâ ilmin” kısmının mef‟ul zamirinden hal kabul edilmesi durumuna göre verilmiştir.İnsan, aklını ve ilmini, ilahî vahyin ışığı ile aydınlatmaz da, benlik iddiasına  girerse,  güneşin aydınlığından  kendisini  mahrum  bırakıp, azıcık  ışığına güvendiği için kendisini gecenin karanlığına mahkûm eden ateş böceği durumuna düşer. Çünkü heva ve şehvet, gözü kör, kulağı sağır, kalbi duygusuz eder. O kimse bilgin de olsa, ilmine rağmen hakkı duymaz olur.  Nitekim filozofların ve dünya menfaatlarına düşkün din bilginlerinin birçoğu böyle olmuştur. Diğer  muhtemel  mâna  ise,  “alâ ilmin”  kaydını:  failden  hal  saymaktır.  Buna göre  “Allah‟ın,  durumunu  bildiği  için  şaşırttığı,  yahut  Allah‟ın  bir  bilgiye  göre şaşırttığı” demek olur.Âhireti inkâr etmek insanın ahlâkını tamamen felç eder. Zira insanı insanlık dairesinde  tutan  şey,  yaptıklarından  âhirette  hesap  verme  inancıdır.  Bu  inanç olmazsa insan vahşi hayvanlardan daha zalim olabilir.SY


    )

 Casiye 20-22:

  •  Bu yol ve yöntem insanlık için kavrayış aracı, kesin bilgi arayışında olan insanlar için de bir rehber ve büyük bir rahmettir. Yoksa kötülük peşinde koşturup duran tipler, hayatlarında veya ölümlerinde olsun(مَّحْيَاهُم وَمَمَاتُهُمْ), iman edip salih amel işleyenlerle aynı kefeye konulacaklarını mı sanıyorlar? Hiç akılları çalışmıyor mu bunların!. Halbuki, Allah(cc) gökleri ve yeri gerçek bir amaç uğruna yarattı ki, herkes kendi kazandığının karşılığını görsün ve hiç kimseye de haksızlık yapılmasın. 
    (
    Bu  ifadenin  ikili bir anlamı  vardır:  “Onları  ...  ile  eşit tutacağımızı  mı?”  ve  “onla­ra  ... yapanlara davrandığımız şekilde davranacağımızı mı?”  “Onların hayatları ve ölümleri”  gözönüne  alındığında,  bu  iki kategori  arasında,  esas farklılığa  yapılan atıf,  sadece onlann dünyevî varoluşlarının  ahlakî niteliğine değil, aynı zamanda, bir  taraftan  gerçek  bir  müminin  hayatın  sıkıntıları  ve  ölüm  ânı  karşısında  duy­duğu  iç  huzuru  ve  sükûnetine,  diğer  taraftan  ruhî  nihilizmin  ve  ölüm  karşısın­daki  “bilinmezlik  korkusu”nun  beraberinde  taşıdığı  yıpratıcı/bunaltıcı  endişeye işaret etmektedir.ESED
    )

10 Şubat 2021 Çarşamba

 Casiye 19:

  • Çünkü Allah(cc)'tan gelecek bir cezayı önleme hususunda, onların sana hiç bir faydası olmaz. Zalimler birbirinin dostu ve koruyucusudur, Allah(cc) ise, O'na karşı sorumluluk bilinci ile davrananların dostu ve koruyucusudur.
    (
    Daha net ve berrak bir tesbit olabilir mi?
    )

 Casiye 18:

  •  Ve nihayetinde, seni de (bu misyonu ifa edeceğin) bir yola ve yönteme kavuşturduk. O yolu izle ve kendini bilmezlerin heva ve heveslerine uyma.
    (
    Burada tekil, sadece Peygamber efendimiz(sav)'e hitap ediliyormuş gibi görünse de, muhatap herkese çağrıdır.
    )

9 Şubat 2021 Salı

 Casiye 16-17:

  •  Nitekim israilogullarına da, vahiy, hikmet ve peygamberlik verdik, onları türlü türlü güzel nimetlerle rızıklandırdık ve onları (kendi devirlerinde) bütün diğer toplumlardan üstün kıldık. Ve onlara misyonlarının(مِّنَ الْأَمْرِ) amacı konusunda açık deliller verdik. Fakat, kendilerine bu deliller geldikten sonra, sırf aralarındaki kıskançlıktan (بَغْيًا) dolayı ayrılığa düştüler. Ama, ayrılığa düştükleri konularda Rabbin kıyamet günü hükmünü verecektir.
    (
     İlk  akla  gelen  anlamları  "iş,  dünyevi  ikti­dar,  yasa,  buyruk,  öneri"  olan  el-emr'in  bu  bağlamdaki  en  uygun  karşılığı,  verilen  "gö­rev",  yani  "misyon"  olmalıdır  (Bkz:  67/Kasas:  44,  not 52). Mİ

    Birçok klasik müfessirin, emr kelimesinin burada  “din”i  işaret ettiği  görüşünde olmalarına ve bütün ifadeyi buna göre,  “dine ilişkin işaretler”  şeklinde yorumlamalarına rağmen, mine'l-emr ifadesinin bu bağlamdaki karşılığının benim verdi­ğim karşılık olduğuna inanıyorum. Emr teriminin bütün muhtemel anlamlarının - “emir”,  “talimat”,  “buyruk”,  “[ilgi] konusu”,  “olay”,  “eylem”, vb. gibi- ortak pay­dası,  ister dolaylı  isterse  açık  olsun, amaç / hedef unsuru  olduğundan,  (yukarıda verdiğim) bu anlamın, bütün İlahî vahiylerin ve insanın onlara inancının gerisin­deki amaca atıfta bulunan ve yukarıdaki vecîz ifadede geçen terimin doğru karşılığı  olduğunu  rahatlıkla  söyleyebiliriz.  Kur’an  öğretisini  bütünlüğü  içinde  ele aldığımızda  görürüz  ki,  bütün  sahih  itikatların temel  hedefi,  ilkin Allah'ın  varlı­ğının ve  her insanın O'na  karşı  sorumluluğunun  kavranması;  ikinci olarak,  insa­nın Allah'ın  yaratma  planındaki  olumlu  -mantıken/tabiatıyla zorunlu- bir  öge olarak sahip olduğu değerli konumun bilincine varması ve böylece her türlü hu­rafeden ve  irrasyonel  korkulardan  kendini  kurtarması;  ve  son  olarak  da  (yuka­rıda  15.  ayette  ifade  edildiği  gibi),  insana  yaptığı  her  iyi  ve  kötü  şeyin  sadece kendi faydası veya  zararına  olduğu  bilincinin kazandırılmasıdır.ESED


    )

8 Şubat 2021 Pazartesi

 Casiye 15:

  •  Kim salih amel işlerse kendi lehine, kim de bir kötülük işlerse yine kendi aleyhinedir. Neticede Rabbinizin huzuruna çıkacak ve yapıp/ettiklerinizin karşılığını göreceksiniz.

 Casiye 14:

  •  İman edenlere de ki:' Allah(cc)'ın (ceza) gününün gelip çatacağını beklemeyenlere aldırış etmesinler, nasıl olsa, Allah(cc) herkesin yaptığının karşılığını verecektir'.
    (
     Mü’minler,  kâfirlerin  ve  münafıkların  kendi  aleyhlerindeki  yakışıksız  söz  ve  davranışlarına aynıyla  mukabele  etmemeli,  onların  seviyesiz-liklerine  düşmemeli,  kendi  onur  ve  vakarlarını korumalıdırlar.AÜ

    Bu ayet , bir çok meal ve tefsirde , müminlerin, inkarcıları affetmeleri şeklinde çevrilmiştir. Daha bir kaç ayet önce inkarcılara,yalancılara,bildiği halde bilmemezlikten gelenlere, bildiği halde karşı çıkan, alay edenleri, --cehennemle müjdele-- derken birden --onları affet-- demesi hep akla uymuyor gibi. Burda daha çok --onlarla uğraşmayın, onları Bana bırakın-- buyuruyor Yüce Allah(cc) gibi görünüyor.

    "Bu ifade, önemsiz konularda ve hususlarda, onlarla çekişmemeye; onlardan kaynaklanan eziyet verici sözlere ve işlere aldırmama manasına hamledilir.".. Bazı kimseler de ayetin manasının şöyle  olduğunu  söylemişlerdir:  "Allah'ın,  o,  kâfirlerin  işledikleri  günahlara  karşılık  (ceza) vermesi  için,  mü'minlere  söyle,  kâfirlere  aldırmasınlar."  Buna  göre  sanki  mü'minlere,  "O kâfirlere sizler karşılık vermeyin, Biz veririz" denilmektedir.RAZİ

    )

7 Şubat 2021 Pazar

 Casiye 11-13:

  •  İşte Allah(cc)'ın rehberliği budur. Allah(cc)'ın ayetlerini reddedenleri ise acı bir azap beklemektedir. Denizleri (faydalanmanız için) sizin emrinize veren Allah(cc)'tır. Böylece gemiler O'nun emriyle yüzebilsinler ve siz de O'nun lutfuyle nasibinizi arayabilesiniz ki, bu sayede şükredesiniz. Hem göklerde ve yerde olan herşeyi sizin emrinize veren de O'dur. Elbette bunda düşünecek kimseler(لَّقَوْمٍ يَتَفَكَّرُونَ) için dersler vardır.

6 Şubat 2021 Cumartesi

 Casiye 6-10:

  •  İşte bunlar, Allah(cc)'ın hakikati kendisiyle aktardığı ayetleridir. Eğer Allah(cc)'ın bu ayetlerine değilse başka neye inanacaklar ki?
    Yalana,sahtekarlığa, günaha dadanan kimsenin vay haline!.. Böyleleri, Allah(cc)'ın kendisine iletilen ayatlerini iştir de sonra kibrine yediremeyip, sanki onları hiç işitmemiş gibi inkar da direnir. Ona gayet acı bir azabı müjdele!. Üstelik bu tipler, ayetlerimizden bir kısmının farkına vardığında da, başlarlar onla alay etmeye!. İşte onlara da hor ve zelil edecek bir azabı müjdele!. Cehennem hemen önlerindedir. Ne kazandıkları şeylerin , ne de Allah(cc)'tan başka edindikleri dostlarının onlara en ufak bir faydası dokunur. Zira onları korkunç bir azap beklemektedir.
    (
    Bir önceki ayetlerde, iman,ikan ve akleden üç grup insan vardı. Burada da, bir bakıma üç grup var, kendilerini cehennem bekliyor; yalancı ve sahtekarlar, gördüğü bildiği ve işittiği halde görmemiş,işitmemiş gibi davranan sahtekar ikiyüzlüler, ve gördüğü bildiği ve işittiği ve sonra da anladığı halde, onunla  alay eden, karşı çıkan zorbalar.

    In other words, there is a marked difference between the person who listens to Allah's Revelations sincerely with an open mind and ponders over them seriously and the person who listens to them resolved that he would deny them, and then persists in the resolve already made without any serious thought. If the first person does not believe in the Revelations immediately, it does not mean that he wants to remain an unbeliever, but because he wants to have greater satisfaction. Therefore, even if he is taking time to believe, it is just possible that another Revelation might enter his heart and he might believe sincerely with full satisfaction. As for the other person, he would never believe in any Revelation whatever, for he has already locked his heart up to every Revelation of Allah. In this state such people generally arc involved as arc characterized by the following three qualities:

    (1) They are liars; therefore, the truth does not appeal to them;

    (2) they are wrongdoers; therefore, it is very hard for them to believe in a teaching or guidance that may impose moral restrictions on them; and

    (3) they are involved in the conceit that they know everything, and that none can teach them anything; therefore, they do not regard as worthy of attention and consideration Allah's Revelations that are recited to them, and it is all the same for them whether they listen to there or not.ET

    )

5 Şubat 2021 Cuma

 Casiye 1-5:

  •  Ha,Mim. Bu kitabın indirilişi Aziz ve Hakim olan Allah(cc) katındandır. Şüphesiz, göklerde ve yerde müminler için(لِّلْمُؤْمِنِينَ) Allah(cc)'ın kudret ve hikmetine dair çok deliller vardır. Hem sizin yaradılışınızda, hem de Allah(cc)'ın yeryüzüne serpiştirdiği canlı türlerinde gönülden ve aklen inanacaklar için(لِّقَوْمٍ يُوقِنُونَ) de pek çok deliller vardır. Ayrıca, gece ile gündüzün peş peşe gelip sürelerinin uzayıp kısalmasında, Allah(cc)'ın göklerden indirip onunla cansız toprağa hayat verdiği rızık imkanlarında, rüzgarın değişmesinde, ve bütün bunlarda aklını kullanan insanlar için(لِّقَوْمٍ يَعْقِلُونَ) de pek çok deliller vardır.
    (
     Bu  âyet  "Canlılar  içerisinden  insanı  seçkin  kılan  sebep  nedir  ki  Allah  insanla  konuştu?"  zımni  sorusunun  cevabını  teşkil  eder.  Vahiy  kitabımnki  iman  âyetleri,  varlık  kitabınınki  ikan  âyetleridir.  îman  âyetleri  marifete  ikan  âyetleri  ilme  dayamr.  Ancak,  5.  âyetin  ifade  ettiği  gibi  varlığı  bir  kitap  gibi  okumak  için  aktif  bir  aklın  varlığı  şarttır.Mİ

    Üç sınıf insandan bahsediliyor. İman edenler, ki bunlar görmedikleri halde bütüne bakıp inanırlar. İkinci, ikan sahipleri; inceleyerek ve uğraşıp delillere ulaşarak inananlar, ve üçüncüler de , ayan beyan ortada olan delillerin farkına varıp akledenler.Bunlar bir bakıma kalite sırası gibi de.


    Thus “ ايِْمَانٌ ” (imaan) would mean “to trust someone that he is telling the truth” and “ يَقِيْنٌ ” (yaqeen) would mean “for it to be proven as palpable truth”

    The Quran says that the momineen have “ يَقِيْنٌ ” (yaqeen) on the “ آخرت ” (aakhirah). This means that they have faith on the future results of their deeds (2:3). When they establish this system (of Allah), these results are factually made evident. This way their “ ايِْمَانٌ ” (imaan) turns to “ يَقِيْنٌ ” (yaqeen) (2:2). This is what belief or faith in the “ آخرت ” (aakhirah) means. This way man travels from “ ايِْمَا ن ” (imaan) to “ ”يَقِيْنٌ (yaqeen) and has faith that in the life “ آخرت ” (aakhirat) too is a reality.

    The distinction drawn between “ يَقِيْنٌ ” (yaqeen) and “ ايِْمَانٌ ” (imaan) is only for the convenience of readers to understand the two terms otherwise “ ايِْمَانٌ ” (imaan) is another name for “ يَقِيْنٌ ” (yaqeen), and “ ”يَقِيْنٌ (yaqeen) cannot be produced without “ ايِْمَانٌ ” (imaan). These two words are alternatives to express the same inner state of a momin: or one can say that “ يَقِيْنٌ ” (yaqeen) takes birth when the “ ايِْمَانٌ ” (imaan) is proven by the results.LUQ

    )

4 Şubat 2021 Perşembe

Casiye -1:
(Diyanet çevirisi)
  •  1. Hâ. Mîm.

    2. Kitap, azîz ve hakîm olan Allah tarafından indirilmiştir.

    3. Şüphesiz göklerde ve yerde inananlar için birçok âyetler vardır.

    4. Sizin yaratılışınızda ve (Allah'ın) yeryüzünde yaydığı canlılarda, kesin olarak inanan bir toplum için ibret verici işaretler vardır.

    5. Gecenin ve gündüzün değişmesinde, Allah'ın gökten indirmiş olduğu rızıkta (yağmurda) ve ölümünden sonra yeri onunla diriltmesinde, rüzgârları değişik yönlerden estirmesinde, aklını kullanan toplum için dersler vardır.

    6. İşte sana gerçek olarak okuduğumuz bunlar Allah'ın âyetleridir. Artık Allah'tan ve O'nun âyetlerinden sonra hangi söze inanacaklar?

    7. Vay haline, her yalancı ve günahkâr kişinin!

    8. O, Allah'ın kendisine okunan âyetlerini işitir de sonra büyüklük taslayarak sanki hiç onları duymamış gibi (küfründe) direnir. İşte onu acı bir azap ile müjdele!

    9. (O) âyetlerimizden bir şey öğrendiği zaman onlarla alay eder. Onlar için alçaltıcı bir azap vardır!

    10. Ötelerinde de cehennem vardır. Kazandıkları şeyler de, Allah'ı bırakıp edindikleri dostlar da onlara hiçbir fayda vermez. Büyük azap onlaradır.

    11. İşte bu Kur'an bir hidayettir. Rablerinin âyetlerini inkâr edenlere gelince, onlara en kötüsünden, elem verici bir azap vardır.

    12. Allah o (yüce) varlıktır ki, emri gereğince içinde gemilerin yüzmesi ve lütfedip verdiği rızkı aramanız için ve de şükredesiniz diye denizi size hazır hale getirmiştir.

    13. O, göklerde ve yerde ne varsa hepsini, kendi katından (bir lütfu olmak üzere) size boyun eğdirmiştir. Elbette bunda düşünen bir toplum için ibretler vardır.

    14. İman edenlere söyle: Allah'ın (ceza) günlerinin geleceğini ummayanları bağışlasınlar. Çünkü Allah her toplumu, yaptığına göre cezalandıracaktır.

    15. Kim iyi iş yaparsa faydası kendinedir, kim de kötülük yaparsa zararı yine kendinedir. Sonra Rabbinize döndürüleceksiniz.

    16. Andolsun ki biz, İsrailoğullarına Kitap, hüküm ve peygamberlik verdik. Onları güzel rızıklarla besledik ve onları dünyalara üstün kıldık.

    17. Din konusunda onlara açık deliller verdik. Ama onlar kendilerine ilim geldikten sonra, aralarındaki çekememezlik yüzünden ayrılığa düştüler. Şüphesiz Rabbin, ayrılığa düştükleri şeyler hakkında kıyamet günü aralarında hüküm verecektir.

    18. Sonra da seni din konusunda bir şeriat sahibi kıldık. Sen ona uy; bilmeyenlerin isteklerine uyma.

    19. Çünkü onlar, Allah'a karşı sana hiçbir fayda vermezler. Doğrusu zalimler birbirlerinin dostlarıdır; Allah da takvâ sahiplerinin dostudur.

    20. Bu (Kur'an), insanlar için basiret nurları, kesin olarak inanan bir toplum için hidayet ve rahmettir.

    21. Yoksa kötülük işleyenler ölümlerinde ve sağlıklarında kendilerini, inanıp iyi ameller işleyen kimseler ile bir mi tutacağımızı sandılar? Ne kötü hüküm veriyorlar!

    22. Allah, gökleri ve yeri yerli yerince yaratmıştır. Böylece herkes kazancına göre karşılık görür. Onlara haksızlık edilmez.

    23. Hevâ ve hevesini tanrı edinen ve Allah'ın (kendi katındaki) bir bilgiye göre saptırdığı, kulağını ve kalbini mühürlediği, gözünün üstüne de perde çektiği kimseyi gördün mü? Şimdi onu Allah'tan başka kim doğru yola eriştirebilir? Hâla ibret almayacak mısınız?

    24. Dediler ki: Hayat ancak bu dünyada yaşadığımızdır. Ölürüz ve yaşarız. Bizi ancak zaman helâk eder. Bu hususta onların hiçbir bilgisi de yoktur. Onlar sadece zanna göre hüküm veriyorlar.

    25. Onlara açıkça âyetlerimiz okunduğu zaman: Doğru sözlü iseniz atalarımızı getirin, demelerinden başka delilleri yoktur.

    26. De ki: Allah sizi diriltir, sonra öldürür. Sonra sizi şüphe götürmeyen kıyamet gününde biraraya toplar. Fakat insanların çoğu bilmezler.

    27. Göklerin ve yerin mülkü Allah'ındır. Kıyametin kopacağı gün var ya, işte o gün bâtıla sapanlar hüsrana uğrayacaklardır.

    28. O gün her ümmeti, diz çökmüş görürsün. Her ümmet kendi kitabına çağırılır, (onlara şöyle denilir:) "Bu gün, yaptıklarınızla cezalandırılacaksınız!"

    29. "Bu, yüzünüze karşı gerçeği söyleyen kitabımızdır. Çünkü biz, yaptıklarınızı kaydediyorduk."

    30. İnanıp iyi işler yapanlara gelince, Rableri onları rahmetine kabul eder. İşte apaçık kurtuluş budur.

    31. Ama inkâr edenlere gelince onlara: Âyetlerim size okunmuş, siz de büyüklenip suçlu bir toplum olmuştunuz, değil mi? denilir.

    32. "Allah'ın vâdi gerçektir, kıyamet gününde şüphe yoktur" dendiği zaman: Kıyametin ne olduğunu bilmiyoruz onun bir tahminden ibaret olduğunu sanıyoruz, (onun hakkında) kesin bir bilgi elde etmiş değiliz, demiştiniz.

    33. Yaptıklarının kötülükleri onlara görünmüş, alay edip durdukları şey onları kuşatmıştır.

    34. Denilir ki: Bu güne kavuşacağınızı unuttuğunuz gibi biz de bugün sizi unuturuz. Yeriniz ateştir, yardımcılarınız da yoktur!

    35. Bunun böyle olmasının sebebi şudur: Siz Allah'ın âyetlerini alaya aldınız, dünya hayatı sizi aldattı. Artık bugün ateşten çıkarılmayacaklardır ve onların (Allah'ı) hoşnut etmeleri de istenmeyecektir.

    36. Hamd, göklerin Rabbi, yerin Rabbi bütün âlemlerin Rabbi olan Allah'a mahsustur.

    37. Göklerde ve yerde azamet yalnız O'nundur. O, azîzdir, hakîmdir.

3 Şubat 2021 Çarşamba

  --------------------------
Sonuç
  Duhan  süresi

  •  Kuran,  Allah(cc)'ın bir rahmetidir ve hakikati apaçık ortaya seren Allah(cc)'ın elçisi vasıtasıyla, insanları uyarmak için indirilmiştir. Ama bir çok insan buna şüphe ile yaklaşacaktır. Bu tarih boyunca da hep böyle olmuştur. Kendilerine gönderilen ve bir çok mucizelerle gelen elçilere bile şüphe ile bakmışlar, onları hafife almışlar, karşı çıkmışlar, çoğu zaman da engel olmaya çalışmışlardır. Firavun ve kavmine gönderilen Musa(as) da buna bir örnektir. Ama firavun ve kavmi neticede inanmamışlar ve helak edilmişlerdir. Bu topluluklar dünyada kendilerini ne kadar kuvvetli hissederlerse hissetsinler, sonuçta helak edildiklerinde arkalarında bütün dünyalıklarını başkalarına bırakmışlar, peşlerinden ağlayan, sızlayan, üzülenleri de olmamıştır. Yaradılışın bir amacı vardır ve insanoğlunun bunu kavraması gerekir. Yoksa hesap günü, bütün dünyalık dostlar kaçacak yer arayacak ve Allah(cc)'ın merhamet ve rahmetinden mahrum kalacaklardır. Allah(cc)'a karşı sorumluluk bilinci ile davrananlar ise güven içinde olacak ve Allah(cc)'ın bir lutfu olarak sonsuz kalacakları cennete kavuşacaklardır.

2 Şubat 2021 Salı

 Duhan 58-59:

 Duhan 56-57:

  •  (Dünyadan ayrılırken tattıkları o ) ilk ölümün dışında bir daha ölüm tatmayacaklardır. Rabbinden bir lutuftur bu. İşte gerçek büyük kazanç, başarı da budur.

 Duhan 51-55:

  •  Buna karşılık Allah(cc)'a karşı sorumluluk bilinci ile davrananlar kendilerini güven içinde bulacaklardır. Bahçeler ve pınarlar arasında, ipek ve atlas giysiler içinde birbirine (sevgiyle) yaklaşarak. İşte böyle olacak. Biz onları güzel bakışlı ve prıl pırıl bir kalp taşıyan eşlerle birleştireceğiz. Orada canlarının istediği her türlü lezzeti isteyip tadabilecekler.
    (
    Günaha batip gitmişler birbirinden düşman olarak kaçarken, Allah(cc)'a karşı sorumluluk bilinci ile davrananlar birbirine sevgi ile yaklaşacaklar.
    )

1 Şubat 2021 Pazartesi

 Duhan 47-50:

  •  '(Ey cehennem görevlileri!) Tutun yakalayın (o günaha saplanıp kalmışları) ve ateşin ortasına sürükleyin! sonra da başlarından kaynak sular dökün! Tadın bakalım bunu! Hani pek üstündünüz!, kudretli ve asildiniz! ( Ne oldu şimdi?)  İşte hakkında şüphe edip durduğunuz ve tartışma konusu yaptığınız gerçek!'

 Duhan 43-46:

  •  Günaha batmışların yiyeceği Zakkum ağacıdır; kaynar su misali, erimiş maden gibi karınlarda fokurdar.
    (
     Muhtemelen  Kur'an'da ilk geçtiği yer bura­sıdır.  Buna  inkarcı  muhataplardan  itiraz  gel­miş  olmalı  ki,  cevap  Sâffât  62-66'da  verilmiş­tir.  Zakkum,  Arap  dilinde  "nahoş  bir  şey  ye­mek"  veya  "bir  şeyi  nahoş  bir  şekilde yemek" anlamına kullamhr.  Bölgede yetişen zehirli bir bitki  olan zakkum  şöyle tanımlanır:  "Toz ren­ginde,  küçük  ve  oval  yapraklarının  kenar  kı­sımları  dikensiz,  keskin  kokulu ve acı,  gövde­si  çok  boğumlu,  arıların  yararlandığı  çok  ince  damarları  bulunan  bir  ağaçtır"   (Lisân).   Son   kullanıldığı  yerde  "lânetli  ağaç"  olarak nitele­nen  bu  bitkinin  smav  aracı  kılındığı  bilgisine  rastlıyoruz  (Bkz:  68/İsra:  60,  not  81;  66/Sâffât:  63).  Kullanıldığı üç  sûrenin  iniş  zamanları bir­birine  yakındır.  Daha  soma  kendisinden  hiç  bahis açılmayan bu "lânetli ağaç",  Sâffât 62'de de  görüldüğü  gibi  geleni  kötü  ağırlamayı  tem­sil  eder.  Daha temelde bu mecaz,  dünya misafirhanesinde oturtulduğu mükellef sofraya iha­neti  tescillenmiş  olanlara  "Âhirette  zehir  zık­kım  yiyin!"  mesajıdır.  Türkçe'de  zakkum  adı  verilen bitki  (nerium  oleander)  kokusu ve  ren­gine  aldanıp  yiyeni  zehirleyen  yapısıyla  güna­ha benzer:  hazzı  cezbeder,  fakat  sonu  azaptır.Mİ

    )