19 Eylül 2022 Pazartesi

 Enfal 12-14:

  •  Hani , Rabbim melekler vasıtasıyla :' Mutlaka sizinle beraberim' mesajını iletmişti ve meleklere:' İman edenleri (Benim şu sözlerimle) yüreklendirin; Hakkı inkara kalkanların kalplerine korku salacağım, öyleyse ey iman edenler onların boyunlarına vurun ve parmaklarını kırın (etkisiz hale getirin)' buyurdu. Bu onların Allah(cc) ve elçisine karşı konuşlanmış olmalarından dolayıdır. Ve her kim Allah(cc) ve resulune karşı kendini konumlandırırsa bilsin ki, Allah(cc)'ın cezalandırması çok şiddetlidir. İşte bu sizin için ey inkarda direnenler! Ayrıca size cehennemde ateş azabı da var!.
    (
     Bundan sonraki hitap da inananlaradır (Râzî). Surenin 10.  ayeti açıkça göstermek­tedir  ki,  meleklerin  yardımı  sadece  manevî  mahiyettedir,  psikolojik  plandadır. Kur’an'da  hiçbir yerde  meleklerin maddî anlamda  bilfiil  savaşa katıldıklarına de­lalet eden herhangi bir delil  yoktur.  Yukarıdaki  ayet hakkındaki yorumunda Râzî bu  hususu  tekrar tekrar  belirtmektedir.  Çağdaş  müfessirlerden  Reşid  Rıza  da,  bu savaşta  ya  da  Hz.  Peygamber'in  diğer savaşlannda  meleklerin  fiilen  kavgaya  ka- tıldıklan yolundaki menkıbevîgörüşü ısrarla reddediyor (bkz. MenârlX, 612 vd.). Biz burada muhtelif yerlerde köşeli  parantezler içinde yaptığımız açıklayıcı  ilave­lerimizde  daha  çok Râzî'nin bu  bölüm hakkındaki yorumlarına dayandık.ESED

    )

18 Eylül 2022 Pazar

 Enfal 11:

  •  Hani katından bir güvence olarak, sizi bir iç huzurun kuşatmasını sağlamış, gökten üzerinize su indirmişti ki, onunla sizi arındırsın, şeytanın kirli vesveselerinden sizi kurtarsın, kalplerinizi kuvvetlendirip adımlarınızı sağlamlaştırsın.
    (
    On the eve of the Battle of Badr, there was a rainfall, which helped the Muslims in three ways. First, they got an opportunity of storing water in reservoirs. Secondly, it made the sandy ground hard in the upper part of the valley where the Muslims were camping and they could move about with steady footsteps. Thirdly, it created difficulties for the army of the disbelievers who were camping in the lower part of the valley for the rain-water gathered there and made the ground marshy and their feet sank into the mud. ET

    )

17 Eylül 2022 Cumartesi

 Enfal 9-10:

  •  Yardım için Rabbinize yakardığınızda, O da:' Size birbiri ardına inen bin melekle yardım edeceğim' diyerek cevap vermişti. Allah(cc), bunu ancak size bir müjde olsun ve kalplerinizdeki bütün endişeler gitsin diye yaptı. Zira yardım ancak Allah(cc) katındandır. Çünkü, Allah(cc) azim ve hakimdir ( her işte mutlak galip ve her hüküm ve icraatında pek çok hikmetler vardır).

16 Eylül 2022 Cuma

 Enfal 5-8:

  •  Nitekim pek yerinde ve gerekli bir iş için Rabbin seni evinden çıkardığı vakit, müminlerden bir kısmı bundan pek hoşlanmamışlardı. Gerçek apaçık meydana çıktıktan sonra bile, sanki göz göre göre ölüme sevkedilmişler gibi, senle bu konuda tartışıyorlardı. Allah(cc) iki topluluktan birine sizi galip kılacağını vadettiğinde, siz silahsız olan topluluğun sizin olmasını istiyordunuz. Halbuki, Allah(cc), kelamıyla hakkı üstün kılmak ve şirkin belini kırarak kafirlerin ardını kesmek istiyordu ki, o suçlu mücrim grup hoşlanmasa da, hak olan islam yücelsin, batıl olan şirk te ortadan kalksın.

15 Eylül 2022 Perşembe

 Enfal 2-4:

  •  Müminler şu kimselerdir ki; her ne zaman Allah(cc)'tan söz edilse kalpleri titrer, O'nun ayetleri okunca imanları güçlenir ve daima Rablerine güvenirler. Onlar Kuran'ın temel düsturlarını sıkı sıkı takip ederler (يُقِيمُونَ الصَّلاَةَ) ve kendilerine verilen rızıktan cömertçe harcarlar. İşte onlardır hakkıyla iman edenler ve Rableri katında büyük bir onur, bağışlanma ve çok değerli bir rızık onları beklemektedir.
    (
    Salatı ikame etme, genelde namaz kılma olarak çevrilmesine rağmen, burada bir kez daha anlaşılacağı gibi, gerçek iman edenlerin belirtisi namaz kılmak olamaz. Zira bir çok münafık veya münafık karakterli, görünürde, değişik sebeplerle, namaz kılıp, en büyük günahları, en büyük zulumleri rahatlıkla işlerler. Gerçek mümin, Kuran'ın temel düstürlarını sıkı sıkı takip edendir, diğerlerine ise Kuran zaten  eskilerin masallarıdır.
    )

14 Eylül 2022 Çarşamba

 Enfal 1:

  •  Sana cihadın bahşettiği getiriler(الأَنفَالِ) hakkında soruyorlar. De ki:' Cihadın bahşettiği getirilerin tamamı Allah(cc)'a ve resulune aittir'. Şu halde, Allah(cc)'a karşı sorumluluğunuzun bilincinde olun ve aranızdaki ilişkileri düzgün tutun. Allah(cc)'a ve resulune de itaat edin, tabii gerçekten inanıyorsanız!.
    (
    لُ ْف َّلنَا (an-nafl): every act that is more or addition to the mandatory.
    enfal, ganimetten farklı olarak, extradan verilen veya alınan zorunluluğun dışındaki deger olduğuna göre (bahşiş gibi), cihad sayesinde bahşedilen bazı getirileri ifade ediyor olmalı. Yoksa direk ganimet te kullanılabilirdi.

    Âyette,  “harp  ganimetleri”  şeklinde  tercüme  edilen kelimenin aslı enfal, tekili nefldir ki, küçükten  büyüğe,  kuldan  Allah’a  ‘ilâve  itaat  ve  ibadet (nafile)’, büyükten küçüğe, Allah’tan kula ‘fazladan  mükâfat’  manâsına  gelir.  Âlimlerin  çoğunluğu, bu âyette enfalden kastın savaş ga-nimetleri  olduğu  üzerinde  müttefiktir.  Bununla  birlikte,  ileride  gelecek  olan  41’inci  âyette  doğrudan ganimet kelimesi kullanıldığı için, enfalin daha  geniş  bir  manâya  geldiği  üzerinde  de  durulabilir  ki,  nitekim  üzerine  at  sürmeden,  ordu  sevketmeden ve savaşmadan elde edilen ganimetler anlamındaki fey de (Haşr Sûresi/59: 6), buna dahil  görülmüştür.  Kanaat-i  âcizanemce,  Allah  yolunda yapılan her türlü hizmete terettüp edebilecek dünyaya yönelik herhangi bir kazanç da, Allah’ın  rızası  ve  Cennet  dışında  ek  bir  kazanç  olması  hasebiyle  enfal  kelimesinin  kapsamına dahildir.  Fakat  bu  âyette  hususî  manâda  harp  ganimetleri anlamında kullanılmıştır.Bir  mü’min,  bütün  davranışlarında  Allah’ın rızasını  gözetir;  o,  İslâm  yolunda  hizmet  eder-ken  ve  gerektiğinde  bu  hizmetin  bir  boyutu  olarak savaşırken de aynı maksadı takip eder ve ‘Allah’ın  Kelimesi’ni  yüceltmeyi  hedefler.  Mal,  mevki, makam, mansıp, şöhret gibi dünyaya ait hiçbir gaye onun kalbinde yer bulamaz. Allah’ın ona  vereceği  mükâfat  Cennet’tir  ve  mü’minden  hoşnut veya razı olmasıdır. Dolayısıyla mü’min, Allah  yolunda  hizmet  karşılığında  herhangi  bir  dünyevî  beklentiye  giremez  ve  savaşta  da  ganimet  peşinde  koşamaz.  Ganimet,  savaşın  an-cak dünyaya bakan ek bir mükâfatıdır ki, o da öncelikle  Allah’a  ve  Rasûlü’ne  aittir;  dolayısıyla mü’minlere düşen, onlar nasıl bir taksim yaparsa ona razı olmaktır. Bu bakımdan, âyet-i kerime, ta baştan mü’minlerin kalbini buna ayarlamakta ve  bir  yandan  ganimet  için  savaşılamayacağınıvurgularken, diğer yandan, savaşta herhangi bir mü’min ganimet olarak bir iğne bile almış olsa, bunu  önce  komutanına  veya  devlete  teslim  et-mesi ve bundan sonra yapılacak taksime de razıolması gerektiğini öğretmektedir.AÜ


    Enfâl:  "Kişinin alması gereken miktara ilave olarak  fazladan  aldığı  şey"  ya  da  "vermesi  ge­reken  miktara  ilave   olarak   fazladan   verdiği   şey".  Bu  niteliğinden  dolayı  farz  namazlar  dı­şındaki  namazlara  da  "nafile"  adı  verilmiştir.  Enfâl,  büyüğün  küçüğe  merhamet  ve  şefkati­nin  ifadesidir.  Bu  bağlamda  "cihat  sayesinde  elde edilen lütuf ve nimet"  vurgusu taşır.  Şöy­le   sorulabilir:   Niçin  "ganimetler"   anlamına   gelen  ğanâim  değil  de  "bağış  ve  bahşiş"  anla­mına gelen enfâl7. Ayrıca bir de "zahmetsiz sa­vaş  gelirleri"  anlamına  gelen  ve  fey'  adı  veri­len  bir  kalem  vardır  ki,  fey'  hukuku  Haşr  6-7'de  dile  getirilmiştir  (İlgili  notlara  bkz).  Bu  sualin  cevabı,  âyetlerin vermek istediği  dersle  doğrudan  alâkalıdır.  Teknik  olarak  ganimet­lerden  söz  edilmeye  41.  âyetle  başlanacaktır.  Burada  ise  konunun  ahlâkî  boyutu,  Allah-in-san  ilişkileri  açısından  ele  alınmaktadır.  Esa­sen  mü'minler  tarafından  savaşta  elde  edilen  mallar,  bir  ganimet  değil  bir  tazminat  ve  tah­silattır.  Çünkü  onlar  Müşrikler  tarafından  va­tanlarını  terke  zorlanmışlar,  onlar  da yurtları­nı  terk  ederken  tüm  mallarını  Mekke'de  bı­rakmışlardı  (Krş:  91/Hac:  40). MI

    )

13 Eylül 2022 Salı

 Enfal suresi:
(Diyanet çevirisi)

  • 1. Sana savaş ganimetlerini soruyorlar. De ki: Ganimetler Allah ve Peygamber'e aittir. O halde siz (gerçek) müminler iseniz Allah'tan korkun, aranızı düzeltin, Allah ve Resûlüne itaat edin.

    2. Müminler ancak, Allah anıldığı zaman yürekleri titreyen, kendilerine Allah'ın âyetleri okunduğunda imanlarını artıran ve yalnız Rablerine dayanıp güvenen kimselerdir.

    3. Onlar namazlarını dosdoğru kılan ve kendilerine rızık olarak verdiğimizden (Allah yolunda) harcayan kimselerdir.

    4. İşte onlar gerçek müminlerdir. Onlar için Rableri katında nice dereceler, bağışlanma ve tükenmez bir rızık vardır.

    5. (Onların bu hali,) müminlerden bir gurup kesinlikle istemediği halde, Rabbinin seni evinden hak uğruna çıkardığı (zamanki halleri) gibidir.

    6. Hak ortaya çıktıktan sonra sanki gözleri göre göre ölüme sürükleniyorlarmış gibi (cihad hususunda) seninle tartışıyorlardı.

    7. Hatırlayın ki, Allah size, iki taifeden (kervan veya Kureyş ordusundan) birinin sizin olduğunu vadediyordu; siz de kuvvetsiz olanın (kervanın) sizin olmasını istiyordunuz. Oysa Allah, sözleriyle hakkı gerçekleştirmek ve (Kureyş ordusunu yok ederek) kâfirlerin ardını kesmek istiyordu.

    8. (Bunlar,) günahkârlar istemese de hakkı gerçekleştirmek ve bâtılı ortadan kaldırmak içindi.

    9. Hatırlayın ki, siz Rabbinizden yardım istiyordunuz. O da, ben peşpeşe gelen bin melek ile size yardım edeceğim, diyerek duanızı kabul buyurdu.

    10. Allah bunu (meleklerle yardımı) sadece müjde olsun ve onunla kalbiniz yatışsın diye yapmıştı. Zaten yardım yalnız Allah tarafındandır. Çünkü Allah mutlak galiptir, yegâne hüküm ve hikmet sahibidir.

    11. O zaman katından bir güven olmak üzere sizi hafif bir uykuya daldırıyordu; sizi temizlemek, şeytanın pisliğini (verdiği vesveseyi) sizden gidermek, kalplerinizi birbirine bağlamak ve savaşta sebat ettirmek için üzerinize gökten bir su (yağmur) indiriyordu.

    12. Hani Rabbin meleklere: "Muhakkak ben sizinle beraberim; haydi iman edenlere destek olun; Ben kâfirlerin yüreğine korku salacağım; vurun boyunlarına! Vurun onların bütün parmaklarına! diye vahyediyordu.

    13. Bu söylenenler, onların Allah'a ve Resûlüne karşı gelmelerinden ötürüdür. Kim Allah ve Resûlüne karşı gelirse, bilsin ki Allah, azabı şiddetli olandır.

    14. İşte bu yenilgi size Allah'ın azabı! Şimdilik onu tadın! Kâfirlere bir de cehennem ateşinin azabı vardır.

    15. Ey müminler! Toplu halde kâfirlerle karşılaştığınız zaman onlara arkanızı dönmeyin. (Korkup kaçmayın).

    16. Tekrar savaşmak için bir tarafa çekilme veya diğer bölüğe ulaşıp mevzi tutma durumu dışında, kim öyle bir günde onlara arka çevirirse muhakkak ki o, Allah'ın gazabını hak etmiş olarak döner. Onun yeri de cehennemdir. Orası, varılacak ne kötü yerdir!

    17. (Savaşta) onları siz öldürmediniz, fakat Allah öldürdü onları; attığın zaman da sen atmadın, fakat Allah attı (onu). Ve bunu, müminleri güzel bir imtihanla denemek için (yaptı). Şüphesiz Allah işitendir, bilendir.

    18. Bu böyledir. Şüphesiz Allah, kâfirlerin tuzağını bozar.

    19. (Ey kâfirler!) Eğer siz fetih istiyorsanız, işte size fetih geldi! (Yenelim derken yenildiniz.) Ve eğer (inkardan) vazgeçerseniz bu sizin için daha iyidir. Yine (Peygamber'e düşmanlığa) dönerseniz, biz de (ona) yardıma döneriz. Topluluğunuz çok bile olsa, sizden hiçbir şeyi savamaz. Çünkü Allah müminlerle beraberdir.

    20. Ey iman edenler! Allah'a ve Resûlüne itaat edin, işittiğiniz halde O'ndan yüz çevirmeyin.

    21. İşitmedikleri halde işittik diyenler gibi olmayın.

    22. Şüphesiz Allah katında hayvanların en kötüsü, düşünmeyen sağırlar ve dilsizlerdir.

    23. Allah onlarda bir hayır görseydi elbette onlara işittirirdi. Fakat işittirseydi bile yine onlar yüz çevirerek dönerlerdi.

    24. Ey inananlar! Hayat verecek şeylere sizi çağırdığı zaman, Allah ve Resûlüne uyun. Ve bilin ki, Allah kişi ile onun kalbi arasına girer ve siz mutlaka onun huzurunda toplanacaksınız.

    25. Bir de öyle bir fitneden sakının ki o, içinizden sadece zulmedenlere erişmekle kalmaz (umuma sirayet ve hepsini perişan eder). Biliniz ki, Allah'ın azabı şiddetlidir.

    26. Hatırlayın ki, bir zaman siz yeryüzünde âciz tanınan az (bir toplum) idiniz; insanların sizi kapıp götürmesinden korkuyordunuz da şükredesiniz diye Allah size yer yurt verdi; yardımıyla sizi destekledi ve size temizinden rızıklar verdi.

    27. Ey iman edenler! Allah'a ve Peygamber e hainlik etmeyin; (sonra) bile bile kendi emanetlerinize hainlik etmiş olursunuz.

    28. Biliniz ki, mallarınız ve çocuklarınız birer imtihan sebebidir ve büyük mükâfat Allah'ın katındadır.

    29. Ey iman edenler! Eğer Allah'tan korkarsanız O, size iyi ile kötüyü ayırdedecek bir anlayış verir, suçlarınızı örter ve sizi bağışlar. Çünkü Allah büyük lütuf sahibidir.

    30. Hatırla ki, kâfirler seni tutup bağlamaları veya öldürmeleri yahut seni (yurdundan) çıkarmaları için sana tuzak kuruyorlardı. Onlar (sana) tuzak kurarlarken Allah da (onlara) tuzak kuruyordu. Çünkü Allah tuzak kuranların en iyisidir.

    31. Onlara âyetlerimiz okunduğu zaman dediler ki: "(Evet) işittik, istesek biz de bunun benzerini elbette söyleyebiliriz. Bu öncekilerin masallarından başka bir şey değildir."

    32. Hani (o kâfirler) bir zaman da: Ey Allah'ım! Eğer bu Kitap senin katından gelmiş bir gerçekse üzerimize gökten taş yağdır, yahut bize elem verici bir azap getir! demişlerdi.

    33. Halbuki sen onların içinde iken Allah, onlara azap edecek değildir. Ve onlar mağfiret dilerlerken de Allah onlara azap edici değildir.

    34. Onlar Mescid-i Haram'ın mütevellîleri olmadıkları halde (müminleri) oradan geri çevirirlerken Allah onlara ne diye azap etmeyecek? Oranın mütevellîleri takvâ sahiplerinden başkaları değildir. Fakat onların çoğu bunu bilmez.

    35. Onların Beytullah yanındaki duaları da ıslık çalmak ve el çırpmaktan başka bir şey değildir. (Ey kâfirler!) İnkâr etmekte olduğunuz şeylerden ötürü şimdi azabı tadın!

    36. Şüphesiz ki inkâr edenler mallarını, (insanları) Allah yolundan alıkoymak için harcıyorlar. Daha da harcayacaklar. Ama sonunda bu, onlara yürek acısı olacak ve en sonunda mağlûp olacaklardır. Kâfirlikte ısrar edenler ise cehenneme toplanacaklardır.

    37. (Bu toplama) Allah'ın murdarı temizden ayıklaması (mümini kâfirden ayırması) ve bütün murdarların bir kısmını diğer bir kısmının üstüne koyup hepsini yığarak cehenneme atması içindir. İşte onlar ziyana uğrayanların kendileridir.

    38. İnkâr edenlere, (sana düşmanlıktan) vazgeçerlerse, geçmiş günahlarının bağışlanacağını söyle. Yok geri dönerlerse kendilerinden öncekilerin hali gözlerinin önündedir!

    39. Fitne ortadan kalkıncaya ve din tamamen Allah'ın oluncaya kadar onlarla savaşın! (İnkâra) son verirlerse şüphesiz ki Allah onların yaptıklarını çok iyi görür.

    40. Eğer (imandan) yüz çevirirlerse, bilin ki Allah sizin sahibinizdir. O ne güzel sahip ve ne güzel yardımcıdır!.

    41. Eğer Allah'a ve hak ile bâtılın ayrıldığı gün, iki ordunun birbiri ile karşılaştığı gün (Bedir savaşında) kulumuza indirdiğimize inanmışsanız, bilin ki, ganimet olarak aldığınız herhangi bir şeyin beşte biri Allah'a, Resulüne, onun akrabalarına yetimlere, yoksullara ve yolcuya aittir. Allah her şeye hakkıyla kadirdir.

    42. Hatırlayın ki, (Bedir savaşında) siz vâdinin yakın kenarında (Medine tarafında) idiniz, onlar da uzak kenarında (Mekke tarafında) idiler. Kervan da sizden daha aşağıda (deniz sahilinde) idi. Eğer (savaş için) sözleşmiş olsaydınız, sözleştiğiniz vakit hususunda ihtilâfa düşerdiniz. Fakat Allah, gerekli olan emri yerine getirmesi, helâk olanın açık bir delille (gözüyle gördükten sonra) helâk olması, yaşayanın da açık bir delille yaşaması için (böyle yaptı). Çünkü Allah hakkıyla işitendir, bilendir.

    43. Hatırla ki, Allah, uykunda sana onları az gösterdi. Eğer onları sana çok gösterseydi, elbette çekinecek ve bu iş hakkında münakaşaya girişecektiniz. Fakat Allah (sizi bundan) kurtardı. Şüphesiz O, kalplerin özünü bilir.

    44. Allah, olacak bir işi yerine getirmek için (savaş alanında) karşılaştığınız zaman onları sizin gözlerinizde az gösteriyor, sizi de onların gözlerinde azaltıyordu. Bütün işler Allah'a döner.

    45. Ey iman edenler! Herhangi bir topluluk ile karşılaştığınız zaman sebat edin ve Allah'ı çok anın ki başarıya erişesiniz.

    46. Allah ve Resûlüne itaat edin, birbirinizle çekişmeyin; sonra korkuya kapılırsınız da kuvvetiniz gider. Bir de sabredin. Çünkü Allah sabredenlerle beraberdir.

    47. Çalım satmak, insanlara gösteriş yapmak ve (insanları) Allah yolundan alıkoymak için yurtlarından çıkanlar (kâfirler) gibi olmayın. Allah onların yaptıklarını çepeçevre kuşatmıştır.

    48. Hani şeytan onlara yaptıklarını güzel gösterdi de: Bugün insanlardan size galip gelecek kimse yoktur, şüphesiz ben de sizin yardımcınızım, dedi. Fakat iki ordu birbirini görünce ardına döndü ve: Ben sizden uzağım, ben sizin göremediklerinizi (melekleri) görüyorum, ben Allah'tan korkuyorum; Allah'ın azabı şiddetlidir, dedi.

    49. O zaman münafıklarla kalplerinde hastalık bulunanlar, (sizin için), "Bunları, dinleri aldatmış" diyorlardı. Halbuki kim Allah'a dayanırsa, bilsin ki Allah mutlak galiptir, hikmet sahibidir. (Kendisine güveneni üstün ve galip kılacak O'dur. Yoksa orduların sayı ve techizat üstünlüğü değildir).

    50. Melekler yüzlerine ve arkalarına vurarak ve "Tadın yakıcı cehennem azabını" (diyerek) o kâfirlerin canlarını alırken onları bir görseydin!

    51. İşte bu, ellerinizle yaptığınız yüzündendir, yoksa Allah kullara zulmedici değildir.

    52. (Bunların gidişatı) tıpkı Firavun ailesi ve onlardan öncekilerin gidişatı gibidir. (Onlar da) Allah'ın âyetlerini inkâr etmişlerdi de Allah onları günahları sebebiyle yakalamıştı. Allah güçlüdür. O'nun cezası şiddetlidir.

    53. Bu da, bir millet kendilerinde bulunanı (güzel ahlâk ve meziyetleri) değiştirinceye kadar Allah'ın onlara verdiği nimeti değiştirmeyeceğinden dolayıdır. Gerçekten Allah işitendir, bilendir.

    54. (Evet bunların durumu), Firavun ailesi ve onlardan öncekilerin durumuna benzer. Onlar Rablerinin âyetlerini yalanlamışlardı; biz de onları günahlarından ötürü helâk etmiştik ve Firavun ailesini (denizde) boğmuştuk. Hepsi de zalimler idiler.

    55. Allah katında, yürüyen canlıların en kötüsü kâfir olanlardır. Çünkü onlar iman etmezler.

    56. Onlar, kendileriyle antlaşma yaptığın, sonra her defasında hiç çekinmeden ahidlerini bozan kimselerdir.

    57. Eğer savaşta onları yakalarsan, ibret almaları için onlar ile (onlara vereceğin ceza ile) arkalarında bulunan kimseleri de dağıt.

    58. (Antlaşma yaptığın) bir kavmin hainlik yapmasından korkarsan, sen de (onlarla yaptığın ahdi) aynı şekilde bozduğunu kendilerine bildir. Çünkü Allah, hainleri sevmez.

    59. İnkâr edenler yakayı kurtardıklarını sanmasınlar. Çünkü onlar (bizi) âciz bırakamazlar.

    60. Onlara (düşmanlara) karşı gücünüz yettiği kadar kuvvet ve cihad için bağlanıp beslenen atlar hazırlayın, onunla Allah'ın düşmanını, sizin düşmanınızı ve onlardan başka sizin bilmediğiniz, Allah'ın bildiği (düşman) kimseleri korkutursunuz. Allah yolunda ne harcarsanız size eksiksiz ödenir, siz asla haksızlığa uğratılmazsınız.

    61. Eğer onlar barışa yanaşırlarsa sen de ona yanaş ve Allah'a tevekkül et, çünkü O işitendir, bilendir.

    62. Eğer sana hile yapmak isterlerse, şunu bil ki, Allah sana kâfidir. O, seni yardımıyla ve müminlerle destekleyendir.

    63. Ve (Allah), onların kalplerini birleştirmiştir. Sen yeryüzünde bulunan her şeyi verseydin, yine onların gönüllerini birleştiremezdin, fakat Allah onların aralarını bulup kaynaştırdı. Çünkü O, mutlak galiptir, hikmet sahibidir.

    64. Ey Peygamber! Sana ve sana uyan müminlere Allah yeter.

    65. Ey Peygamber! Müminleri savaşa teşvik et. Eğer sizden sabırlı yirmi kişi bulunursa, iki yüze (kâfire) galip gelirler. Eğer sizden yüz kişi olursa, kâfir olanlardan bin kişiye galip gelirler. Çünkü onlar anlamayan bir topluluktur.

    66. Şimdi Allah, yükünüzü hafifletti; sizde zayıflık olduğunu bildi. O halde sizden sabırlı yüz kişi bulunursa, (onlardan) ikiyüz kişiye galip gelir. Ve eğer sizden bin kişi olursa, Allah'ın izniyle (onlardan) ikibin kişiye galip gelirler. Allah sabredenlerle beraberdir.

    67. Yeryüzünde ağır basıncaya (küfrün belini kırıncaya) kadar, hiçbir peygambere esirleri bulunması yaraşmaz. Siz geçici dünya malını istiyorsunuz, halbuki Allah (sizin için) ahireti istiyor. Allah güçlüdür, hikmet sahibidir.

    68. Allah tarafından önceden verilmiş bir hüküm olmasaydı, aldığınız fidyeden ötürü size mutlaka büyük bir azap dokunurdu.

    69. Artık elde ettiğiniz ganimetten helâl ve temiz olarak yeyin. Ve Allah'tan korkun. Şüphesiz ki Allah bağışlayan, merhamet edendir.

    70. Ey Peygamber! Elinizdeki esirlere de ki: Eğer Allah kalplerinizde hayır olduğunu bilirse, sizden alınandan (fidyeden) daha hayırlısını size verir ve sizi bağışlar. Çünkü Allah bağışlayandır, esirgeyendir.

    71. Eğer sana hainlik etmek isterlerse (üzülme, çünkü) daha önce Allah'a da hainlik etmişlerdi de Allah onlara karşı sana imkân ve kudret vermişti. Allah bilendir, hikmet sahibidir.

    72. İman edip de hicret edenler, Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla cihad edenler ve (muhacirleri) barındırıp yardım edenler var ya, işte onların bir kısmı diğer bir kısmının dostlarıdır. İman edip de hicret etmeyenlere gelince, onlar hicret edinceye kadar size onların mirasından hiçbir pay yoktur. Eğer onlar din hususunda sizden yardım isterlerse, sizinle aralarında sözleşme bulunan bir kavim aleyhine olmaksızın (o müslümanlara) yardım etmek üzerinize borçtur. Allah yapacaklarınızı hakkıyla görmektedir.

    73. Kâfir olanlar da birbirlerinin yardımcılarıdır. Eğer siz onu (Allah'ın emirlerini) yerine getirmezseniz yeryüzünde bir fitne ve büyük bir fesat olur.

    74. İman edip de Allah yolunda hicret ve cihad edenler, (muhacirleri) barındıran ve yardım edenler var ya, işte gerçek müminler onlardır. Onlar için mağfiret ve bol rızık vardır.

    75. Sonradan iman eden ve hicret edip de sizinle beraber cihad edenler de sizdendir. Allah'ın kitabına göre yakın akrabalar birbirlerine (vâris olmağa) daha uygundur. Şüphesiz ki Allah her şeyi bilendir. 

12 Eylül 2022 Pazartesi

 --------------------------
Sonuç
  Bakara   süresi
  • Bakara süresi ilk özetler
     https://teheccutzamani.blogspot.com/2022/06/blog-post_13.html
    https://teheccutzamani.blogspot.com/2022/06/blog-post_14.html
    https://teheccutzamani.blogspot.com/2022/06/blog-post_15.html


    Münafıklar ve onların davranış tarzları, yahudi ve hristiyanlar üzerinden örneklendirilerek anlatıldıktan sonra, münafığın zıttı olan müttakiler hakkında ve onların nasıl bir hayat sürmeleri üzerine detaylı ayetler inmiştir. Müttaki, temel olarak Allah(cc)'a karşı sorumluluk bilinci ile davranan kişidir. Toplum hayatında, aile ilişkilerinde, ticarette, vb.  her alanda nasıl davranılmalı, sorunlar nasıl çözülmeli detaylandırılmıştır. Temel olarak, Allah(cc)'a ve ahiret gününe inanan kimse, Kuran'ın temel düstürlarına sıkı sıkı sarılarak kendisindeki ve etrafındakilerin gerçek potansiyelini ortaya çıkaracak işler yapmalı ve sadece Allah(cc)'tan yardım beklemelidir. Nihayetinde Allah(cc) kuluna kaldıramayacağından fazla yük yüklemez.

11 Eylül 2022 Pazar

 Bakara 285-286:

  •  آمَنَ الرَّسُولُ بِمَا أُنزِلَ إِلَيْهِ مِن رَّبِّهِ وَالْمُؤْمِنُونَ
    كُلٌّ آمَنَ بِاللّهِ وَمَلآئِكَتِهِ وَكُتُبِهِ وَرُسُلِهِ
    اَ نُفَرِّقُ بَيْنَ أَحَدٍ مِّن رُّسُلِهِ
    وَقَالُواْ سَمِعْنَا وَأَطَعْنَا
    غُفْرَانَكَ رَبَّنَا
    وَإِلَيْكَ الْمَصِيرُ
    لاَ يُكَلِّفُ اللّهُ نَفْسًا إِلاَّ وُسْعَهَا
    هَا مَا كَسَبَتْ وَعَلَيْهَا مَا اكْتَسَبَتْ
    رَبَّنَا لاَ تُؤَاخِذْنَا إِن نَّسِينَا أَوْ أَخْطَأْنَا
    رَبَّنَا وَلاَ تَحْمِلْ عَلَيْنَا إِصْرًا كَمَا حَمَلْتَهُ عَلَى الَّذِينَ مِن قَبْلِنَا
    رَبَّنَا وَلاَ تُحَمِّلْنَا مَا لاَ طَاقَةَ لَنَا بِهِ
    وَاعْفُ عَنَّا
    وَاغْفِرْ لَنَا
    وَارْحَمْنَآ
    أَنتَ مَوْلاَنَا
    فَانصُرْنَا عَلَى الْقَوْمِ الْكَافِرِينَ

    (
    Elçi ve o'nunla birlikte olan mümin­ler,  Rabbi  tarafından  o'na  indirilene  ina­nırlar:  Hepsi,  Allah'a,  meleklerine,  vahiy­lerine  ve  elçilerine  inanırlar;  O'nun  elçi­lerinden hiç biri  arasında  aynm yapmaz­lar ve:“İşittik  ve  itaat  ettik.  Bize  mağfiret  et  ey Rabbimiz,  zira  bütün  yolculukların  varış yeri  Sensin!”  derler.
    Allah  hiç  kimseye  taşıyabileceğin­den daha fazlasını yüklemez:  kişinin yap­tığı her iyilik kendi lehinedir,  her kötülük de  kendi  aleyhine.”
    Ey Rabbimiz!  Unutur veya  bilmeden  ha­la  yaparsak  bizi  sorgulama!
    Ey  Rabbimiz!  Bizden  öncekilere  yükle­diğin gibi bize de ağır yükler yükleme!Ey Rabbimiz! Güç yetiremeyeceğimiz yük­leri  bize  taşıtma!” “Günahlarımızı  affet,  bizi bağışla ve  rahmetini  yağdır üstümüze!  Sen Y üce  Mevlâmızsın, hakikati inkar eden topluma karşı  bize  yardım  et!
     
    )

 Bakara 284:

  •  Göklerdeki ve yerdeki herşey Allah(cc)'ındır. Aklınızdan geçeni açıklasanız da, gizleseniz de Allah(cc) sizi ondan dolayı hesaba çekecektir. ve Sonra  O, dilediğini affedecek, dilediğine de azap edecektir. Zira Allah(cc) herşeye kadirdir.

10 Eylül 2022 Cumartesi

 Bakara 282-283:

  •  Ey iman edenler, ne zaman bir vade ile borç verir veya borç alırsanız onu yazı ile tesbit edin, içinizden bir yazıcı onu tarafsız olarak kaydetsin. Ve hiç bir yazıcı, onu Allah(cc)'ın öğrettiği gibi yazmayı reddetmesin, öylece olduğu gibi yazsın. Borçlanan taraf taahüdünü kaydettirsin. Allah(cc)'a, Rabbine karşı sorumluluğunun bilincinde olsun ve taahhüdünden bir şey eksiltmesin. Ve eğer borç altına girenin akli veya bedeni bir zaafiyeti varsa, veya kendisi işlemi kaydettirebilecek durumda değilse, onun menfaatini kollamakla görevli olan kimse, onu tarafsız olarak kaydetsin. Ve içinizden iki erkek şahit tutun. Ve eğer iki erkek bulunmassa, kabul edebileceğiniz kimselerden bir erkek ve iki kadın sahit tutun ki, eğer biri unutursa diğeri hatırlayabilsin. Ve şahitler çağrıldıklarında şahitlik yapmayı reddetmesinler. Küçük olsun büyük olsun, her anlaşma maddesini vade tarihi ile yazmaya üşenmeyin. Bu Allah(cc) nazarında daha adil, kanıtlanma açısından daha güvenilir ve sonra sizi şüpheye düşmekten alıkoymakta daha uygundur. Ama eğer aranızdaki muamele, birbirinize hemen devredeceğiniz hazır mallar ile ilgili ise, onu yazmamanızda sizin için bir mahsur yoktur. Ve birbirinizle bir alışveriş yapacağınız zaman da bir şahit bulundurun, ancak bundan ne yazıcı ne de şahit bir zarar görmesin. Eğer onlara zarar verici bir iş yaparsanız unutmayın ki bu sizin için günahkarca bir davranış olacaktır. Allah(cc)'a karşı sorumluluk bilincinde olun, zira sizi bu yolla eğiten Allah(cc)'tır ve Allah(cc) herşeyin tüm bilgisine sahiptir.
    Eğer seyahatte iseniz ve bir yazıcı bulamassanız, alınmış taahhütler/rehinler ile yetinebilirsiniz.Ancak birbirinize güveniyorsanız, kendisine güven duyulan, bu güvene uygun davransın, ve Allah(cc)'a, Rabbine karşı sorumluluğunun bilincinde olsun. Ve şahit olduğunuz şeyi gizlemeyin. Zira onu gizleyen kalben vebal altındadır. Ve Allah(cc) yaptığınız her şeyin tüm bilgisine sahiptir.
    (
     Bir  erkek  şahidin  yerine  iki  kadının  ikame  edilmesi  hükmü,  kadının  ahlakî ve­ya  aklî melekeleri  ile  ilgili bir husus  değildir:  Bu  farklılık,  genel  olarak kadınla­rın  ticarî  usullere  erkeklerden  daha  az  aşina  olmaları  ve  bu  nedenle  bu  konu­larda hata yapmaya daha yatkın olabilmeleri gerçeğinden dolayıdır.ESED

    Bu  ibare  öyle  sanıldığı  gibi  iki  kadını  bir  erkeğe  denk  saymak  değildir.  Âyet  haksızlığı  önleyip  adaleti  sağlama  konusundaki  titizlikle  alâkalıdır.  Bu,  kadının  ticaret  ve  ticari  anlaş­malar  konusundaki  bilgisizliğinden  kaynakla­nabilecek  muhtemel  hataları  önleyici  bir  ted­birdir.  Zaten  tadille,  "unutma,  yanılma,  şaşır­ma,  haktan  sapma"  anlamlarının  tümüne  bir­den  gelir.   Sözgelimi  iki  kadından  biri  unut-muşsa,  doğal  olarak  şahit  ikiden teke  düşecek,  sonuçta  şahitlik  yapan  iki  kadın  değil  tek  ka­dın olacaktır.  Kur'an bire iki  oranını şahitlikte nisap olarak belirlemez. Zira Nisa  15 ve Nûr 4¬ 8'de  zina   dâvasında  cinsiyete  bakılmaksızın  dört  şahit  istenir.  Talak  2'de  boşanma  için  iki  şahit  istenir.  Hatta  âdil  yargılamayı  sağlamak  için  bazı  durumlarda  erkeğin  değil,  sadece  ka­dının  şahitliği  kabul  edilir.  Bunların hiç  birin­de  de  cinsiyet  belirtilmez.  Burada  da  maksat  şahitlik  yapacak  kimsenin  cinsiyeti  değil,  hat­ta  şahitlik  bile   değil,   vadeli  borçlanmalarda  mağduriyeti   önlemektir.   Borç   vermeyi   aşırı   teşvik eden vahyin verilen borçların tahsili ko­nusunu  ihmal  etmesi  düşünülemezdi.  MI

     Bu âyet Kur'an'ın en uzun âyetidir.  "Deyn  âyeti"  veya  "Müdâyene âyeti"  olarak isimlen­dirilir.  Sanki bunda, gelecek çağların en büyük probleminin  ekonomik   alanda  olacağına  bir  işaret  vardır.  İbn  Abbas'tan  rivayetle  İbn  Ke-sir'de yer alan kayda göre bu âyet faiz yasağın­dan  sonra  henüz  olmamış  hurmaları  daha  da-lmdayken satın alma yoluyla gerçekleşen tica­ri  akde  izin veren  âyettir. MI



    )

9 Eylül 2022 Cuma

 Bakara 280-281:

  •  Eğer borçlu güç durumda ise, rahatlayıncaya kadar ona mühlet verin. Şunu da bilin ki, borcu bağışlamak sizin için daha hayırlıdır. Allah(cc)'a döneceğiniz, sonra herkesin kazancının kendisine eksiksiz geri verileceği ve hiç kimsenin haksızlığa uğratılmayacağı Hesap gününü aklınızdan çıkarmayın.
    (
    This verse empowers an Islamic court of law to compel the creditors to give more time to the debtors for the payment of debts, if they are in such straitened circumstances that they cannot pay back their debts. Under certain circumstances, the court is entitled to write off the debt altogether or a part of it. A Tradition says that a man suffered loss in his business and came heavily under debt. When his case was taken to the Holy Prophet, he made an appeal to the people to help him out of it. Accordingly, the people made monetary contributions, but even then he could not clear all his debts. Then the Holy Prophet addressed the creditors and told them that they would have to be satisfied with whatever was collected for the payment of their debts. The jurists have explained that the house in which a tnan lives, his utensils, clothes and tools of trade can in no case be confiscated. ET

    )

8 Eylül 2022 Perşembe

 Bakara 277-279:

  •  Dolayısıyla iman edip, salih amel işleyen ve Kuran'ın temel dusturlarına sımsıkı sarılarak (وَأَقَامُواْ الصَّلاَةَ)  kendini geliştirerek potansiyelini ortaya koyanların (وَآتَوُاْ الزَّكَاةَ) mükafatı Rableri katındadır. Onlara ne bir korku vardır, ne de üzüleceklerdir. Ey iman edenler, Allah(cc)'a karşı sorumluluk bilincinde olun. Eğer gerçekten inanıyorsanız, mevcut faiz alacaklarınızdan vazgeçin. Eğer böyle yapmassanız, Allah(cc) ve resulune karşı savaş açmış olursunuz. Eğer tevbe edip vazgeçerseniz, sermayeniz sizindir, ne haksızlık etmiş ne de haksızlığa uğramış olursunuz.

7 Eylül 2022 Çarşamba

 Bakara 275-276:

  •  Faiz yiyenler, şeytanın çarptığı kişi gibi davranırlar. Çünkü onlar :' Alış-veriş te bir tür faizdir' derler. Halbuki, Allah(cc) alış-verişi helal, faizi haram kılmıştır. Dolayısıyla, kim Rabbinin öğüdünü dinler ve faizden hemen vazgeçerse, evvelki kazançlarını koruyabilir ve onun hakkında karar vermek Allah(cc)'a kalır. Faize geri dönenler gelince; içinde süresiz kalacakları ateşe mahkum olanlar işte böyleleridir. Allah(cc) faizli kazançları bereketten mahrum eder, ama karşılıksız yardımları kat kat arttırarak bereketlendirir. Allah(cc) inatçı nankörleri ve günahta ısrar edenleri sevmez.
    (
    Ribâ (“faiz”)  kavramı  ile  ilgili  bir  tartışma  için  bkz.  nüzul  sırasına  göre  bu  teri­min ilk defa  kullanıldığı 30:39, not 35. R ibânın yasaklanması konusunu ele alan bu  pasajın  Hz.  Peygamber'e inen  son vahiylerden  olduğuna  inanılmaktadır.  Fa­iz  konusu,  mantıksal  olarak,  karşılıksız yardım  konusunu  ele  alan  önceki  uzun pasaj  ile  bağlantılıdır.  Çünkü  ilki,  ahlakî  olarak  İkincisinin  tam  zıddıdır:  — ger­çek  yardım,  herhangi  bir  maddî  karşılık  beklemeksizin  bir  şey  vermeyi  ifade eder;  halbuki  faiz,  borç verenin mukabil  bir emek sarfetmeksizin kazanç  sağla­ma  beklentisine  dayanmaktadır.ESED

     Kur'an  faizle  borç  para  vereni  akli  dengesi bozuk bir insana benzetmektedir. Başkalarının  emeğini ve  kazancını  yattığı  yer­den  sömüren faizci,  öylesine  bir hırs  ve  isteri­ye tutulmuştur ki,  onun gözünü hiçbir şey  do-yuramaz.  Çünkü  o,  aklıyla  değil  güdüleriyle  hareket  etmektedir. MI

    Riba:  Sözlükte artma,  yükselme,  fazlalaş­ma,  nema,  yükseğe  çıkma,  bedeni  serpilip  ge­lişme  anlamlarına  gelir.  Faiz,  taşan,  kabaran  anlamlarına  gelir.  Aslında  ribaya  "faiz"  den­mesi,  kanaatimizce  19.  yüzyıldaki  buhran  sı­rasında  devletin  riba  ile  borçlanmasına  karşı  oluşacak  dînî  tepkileri bloke  etmek için  düşü­nülmüş  bir  semantik  hile  idi.  Bu  ribalı  borç­lanmanın Osmanlı için  sonun başlangıcı  oldu­ğu  tarihi bir hakikattir.MI

    The Qur'an likens the money-lender to a madman. Just as a madman loses his sense on account of his disordered intellect, so the money-lender is so mad for money-making that he divorces himself from commonsense. He is so senselessly foolish and impudent that he does not mind how his selfishness and greed are cutting at the very root of human love, brotherhood and fellow-feeling, and destroying the common good of mankind. He does not care at all that he is gaining prosperity at the expense of many. That is how he behaves like a madman in this world. In the next world he will rise like a madman at the time of Resurrection, for, in the Hereafter a person will rise in the same condition in which he dies here. ET



    )

6 Eylül 2022 Salı

 Bakara 272-274:

  •  (Ey peygamber ve muhatap, ) insanları hidayete erdirmek senin işin değil, zira ancak Allah(cc) dilediğini/dileyeni hidayete erdirir. Ve yanlız Allah(cc)'ın rızasını kazanmak şartıyla başkalarına her ne iyilik yaparsanız bu kendi yararınızadır. Çünkü yapacağınız her iyilik size olduğu gibi geri dönecek ve size haksızlık yapılmayacaktır. Ve Allah(cc) yoluna tamamen kendilerini adamış oldukları için yeryüzünde (rızık arama niyeti ile) gezip dolaşamayan muhtaçlara yardım edin. Onların durumunun farkında olmayan, onları zengin zanneder, çünkü istemekten çekinirler. Ancak sen onları bazı özelliklerinden tanıyabilirsin; insanlardan arsız bir şekilde istemekten sakınırlar. Ve onlara ne iyilik yaparsanız, doğrusu Allah(cc) hepsini bilir. Servetlerini Allah(cc) rızası için gece/gündüz, gizli/açık  harcayanlar , mükafatlarını Rableri katında göreceklerdir. Onlara ne korku vardır, ne de üzüleceklerdir.
    (
     Lafzen,  “onların hidayeti senin üstüne  vazife  değil” —yani,  “sen yalnızca Allah'ın mesajını  onlara  aktarmaktan  sorumlusun,  onların  buna  gösterecekleri  tepkiden değil”:  Burada  kasdedilen  insanlar,  önceki  ayetlerde  sözü  edilen  muhtaçlardır. Öyle  görünmektedir ki,  Medine'ye  hicretinden  sonraki  ilk günlerde  Hz.  Peygam­ber, kendi toplumu arasında yaygın olan büyük bir yoksulluk ile karşı karşıya ge­lince,  arkadaşlarına  “karşılıksız yardımın yalnız  Müslümanlara  yapılması”  tavsiye­sinde bulundu.  Bu tavsiye yukarıdaki ayetin nüzulü  ile hemen düzeltildi (bu  me­alde  birçok  Hadis,  Taberî,  Râzî  ve  İbni  Kesîr  tarafından  nakledilmiştir,  aynı  za­manda M enârlll,  82 vd.).  Diğer bazı  Hadisler'e göre (başka kaynaklar gibi  Neseî ve  Ebû  Dâvûd  tarafından  da  kaydedilmiş  ve  bütün  klasik  müfessirler  tarafından nakledilmiştir)  Hz.  Peygamber,  bunun  üzerine  müminlere,  karşılıksız  yardımları, kişinin  inancına  bakmaksızın  ihtiyaç duyan herkese  vermelerini  açıkça  emretti. Sonuç  olarak  müfessirler  arasında,  yukarıdaki  Kur’an  ayetinin -tekil  olarak  ifa­de edilmiş olmasına ve Hz. Peygamber'e hitab ediyor görünmesine rağmen- bü­tün  Müslümanlar  için  geçerli  olan  bir  talimat  olduğu  konusunda  tam  bir  ittifak vardır.  Özellikle  Râzî  ondan  şu  ilave  sonucu  çıkarmaktadır:  Karşılıksız  yardım -yahut onu askıya alma tehdidi- hiçbir zaman inançsızları İslam'a çekmenin bir aracı olarak  kullanılmamalıdır.  Çünkü,  imanın geçerli olması  için derunî bir tat-minin ve serbest bir seçimin ürünü  olması gerekir.  Bu, yukarıdaki 256.  ayetle de uyumludur:  “Dinde  zorlama yoktur.”ESED

     Yani,  kendilerini  tamamen  iman  yolunda  çalışmaya  -imam  yaymak,  tebliğ  et­mek  veya  bedenen  ve  fikren  savunmak  şeklinde-  verenlere  veya  zamanlarını Allah'ın mesajında yüceltilmiş olan ilim tedrisine,  insanoğlunun iyiliği için uğraş­maya ve benzeri ulvî hedeflere adayanlara, yahut da bu  hedefler uğrunda çaba­larken  şahsî  veya  maddî  sıkıntılara  dûçâr  olan ve  bu  sebeple  kendilerini  koru­yamayacak  durumda  bulunanlara.ESED

     Yoksula  yar­dım,  o kadar hasbi ve o denli karşılık beklenti­si  olmadan  yapılmalıdır  ki,  değil  kişisel  men­faat  ve  minnet  altına  alma,  onun  sapık  buldu­ğunuz  inanç  ve  düşünce  dünyasına  müdahale  için  bir  araç  olarak   dâhi   kullanılmamalıdır.   Çünkü  hidayet  Allah'tandır.  Hidayet  kişinin  kendisine  iyilik  yapanın  hatırı  için  onun  iste­diği yola girmek değil; hakkın hatırına,  kişinin  özgür  iradesiyle  Allah'a  teslim  olmasıdır. MI

     Hayır  için  yapılan  herhangi  bir  harcama­nın  getirisini  belirleyen  şey,  harcamanın  ken­disine yapıldığı kimseden  daha çok harcamayı yapan kimsenin niyet,  tavır ve davranışlarıdır. Çünkü,  bu  hayır  ve  iyilikten  en  kazançlı  çı­kan taraf,  alan değil veren taraftır.  Başkalarına  iyilik  yapan  biri,  aslında  bilerek  ya  da  bilme­yerek  en  çok  kendine,  kendi  öz  benliğine  iyi­lik  yapmaktadır.  MI

    In this verse a misunderstanding of the Muslims has been removed. At first they hesitated to give monetary help to their non-Muslim relatives and other non-Muslims. They thought that monetary help to Muslims alone was in the Way of Allah. Here they have been told that they have not been made responsible for thrusting Guidance upon the unbelievers: their responsibility ends when they have conveyed the Truth to them. It lies with Allah to bestow (or not to bestow) the light of perception. The Muslims, therefore, should not hesitate to fulfil the needs of the non-Muslims just because they have not accepted the Guidance. If they fulfil the need of anyone to please Allah, He will give them their reward. ET

    This refers to the people who devote themselves wholly to the service of Islam and are, therefore, unable to earn their livelihood. There was a regular band of such volunteers of Islam known as Ashab as-suffah. They numbered about 400 and were always at the beck and call of the Holy Prophet, who had imparted to them the knowledge of Islam and trained them for its service. They imparted their acquired knowledge to others and went on different missions and expeditions under the instruction of the Holy Prophet. Obviously, such people specially deserve help because they are whole-time workers of Islam and have no spare time to earn their livelihood. ET

    )

5 Eylül 2022 Pazartesi

 Bakara 269-271:

  •  Dilediğine hikmet bağışlar ve her kime hikmet bağışlanmışsa doğrusu ona en büyük servet verilmiş demektir. Ama derin kavrayış sahipleri dışında kimse bunu düşünüp anlayamaz. Çünkü başkaları için ne harcarsanız ve neyi adarsanız, Allah(cc) onu mutlaka bilir. Ve (hayırda bulunmayı engelleyerek) zulmedenler kendilerine yardım edecek kimse bulamazlar. Yardımları açıktan yapmanız güzeldir, ama muhtaca gizlice vermeniz sizin için daha hayırlıdır ve günahlarınızın bir kısmını bağışlar. Allah(cc) yaptığınız her şeyden haberdardır.

    (
     Hikmetin çok geniş manâ yelpazesi varsa da, özet olarak o, yaratılışın, hayatın, bütün kâinatta geçerli sistemin, hakim bulunan İlâhî kanunların gayesini ve işleyişini kavramaktır; bu arada bilhas-sa beşerî hayat adına, “Ben kimim? Bu dünyadaki varlığımın  gayesi  nedir?  Nereden  geldim,  nereye  gidiyorum?  Bu  dünya  yolculuğunda  rehberim  kimdir? Ölümün benden istediği nedir?” gibi so-ruların tatmin edici cevabıdır. Ayrıca, eşyanın ve hadiselerin gerisinde yatan gerçek sebep ve hede-fin, yani bir bakıma Kader veya bunun bilgisidir. Kur’ân, bütün bu konularda gerçek bilgi kayna-ğı, Sünnet de onu bize açıklama ve hayata tatbik etme  sistem  ve  prensipleri  olduğu  için,  Rasûlül-lah’ın sünneti-i seniyesi, bütünüyle hikmettir.Şeytan’ın  va’d  ve  korkutmalarına  kanan  ehl-i  dünya  nezdinde  hikmet  ve  akıllılık,  dünya  ha-yatında  refahı  yakalama,  bunun  için  çalışıp  çabalama ve biriktirmedir. Oysa Allah, mü’minleri öncelikle Âhiret’e yönlendirir ve Âhiret’e yönelik çok büyük bir mükâfat karşılığında dünyada fa-kirlere vermeyi ve yardımlaşmayı emreder.AÜ

    Bu  âyette  "hikmet",   insanın  benliğinde  muhkem  bir  meleke  hâline  gelen  ve  iradesine  hâkim  olan  ve  bu  yolla  eyleme  dönüşen  bilgi­yi   doğru   kullanarak   isabetli   hükme  ulaşma  melekesidir.  Lafız  bizi  mânaya götürür,  mâna­nın ifade ettiği şey hakikat, hakikatin dayandı­ğı şey ise hikmettir. Adına "muhakeme"  deni­len yeti  sayesinde insan  olgularla ilkeler,  haki­katle hayat,  idealle reel arasındaki altın  denge­yi bularak azami faydayı  elde  eder.  Bu ve buna benzer  kullanımlarda  dinî  emirlerle  o  emirle­rin muhatapları ve uygulandığı hayat  arasında­ki tam isabete  tekabül  eder.  Âyette hikmetten "verilen  bir  şey"  olarak  söz  edilmektedir.  An­cak  âyetin  sonu bunun herkese  değil  doğuştan  bahşedilen bazı yeteneklerini geliştirenlere ve­rileceğini ihtar  eder.  İndirilen hükümlere  veri­len hikmetle bakan biri,  bu  sayede eylemlerini "sâlih amel"e dönüştürür.  Bu da sahibini mut­luluğa götürür.  Âyetin hemen öncesinde de  di­le  getirdiğimiz husus  göz  önüne  alınacak  olur­sa  bu  âyetteki  hikmeti  şöyle  tanımlayabiliriz: Allah'ın  ve  şeytanın   telkinlerini   birbirinden   ayıracak,   insanın   kendi   lehine   ve   aleyhine   olan şeyleri birbirinden seçip ayırarak onu doğ­ru ve isabetli hükme ulaştıracak selim bir akıl, bilgi  ve  tecrübeye  dayalı  "muhakeme  yetene­ğedir (Krş:  70/Hûd:  1,  not 2).  Bu yetenek kime verilmişse  "gerçek şu ki,  ona sınırsız bir servet verilmiştir".  Hikmetle  iki cihan hazineleri  ka­zanılır,   fakat  cihanın  tüm  hazineleriyle  hik­met  satın  alınmaz.  İbn  Abbas,  hikmeti  şöyle  tarif  eder:  Hikmet  Kur'an'ı  kavramaktır. MI

    Hikmetin  kişiye  Allah  tarafından  veril­mesinden murat, hikmet terazisinin her iki ke­fesi  olan  selim  akıl  ve  sahih  bilgiye  ulaşacak  yolların  kişinin  önüne  açılmasıdır.MI


    )

4 Eylül 2022 Pazar

 Bakara 267-268:

  •  Ey iman edenler, kazandığınız temiz ve helal şeylerden ve topraktan sizin için bitirdiğimiz ürünlerden başkaları için infak edin. Size verildiğinde göz yummadan ve içinize yatmaksızın almayacağınız bayağı şeyleri vermeye kalkmayın. Şunu iyi bilin ki, Allah(cc) ganidir, hamiddir (kimseye ihtiyacı yoktur ve bütün övgülere layıktır). Şeytan sizi fakirlikle korkutur, sizi cimriliğe ve çirkin şeylere teşvik eder. Oysa, Allah(cc) size bağışlama ve lütfunu vaad ediyor. Allah(cc) kudret ve egemenlikte sınırsızdır ve her şeyi bilendir.
    (
    It implies that Allah Who does not standing need of anything or anyone enjoins the people to spend the best things in His Way not for Himself but for their own good. As He Himself has all the praiseworthy attributes and all the excellent qualities. He does not approve of anyone who has a low character. He Himself is so generous that He is always showering His blessings on His creatures; therefore He does not love the narrow-minded, mean people who pick out worthless things for charity. ET

     Allah yolunda infakın en büyük  engeli insandaki  açlık  ve  yoksulluk  korkusudur:  Açlık  çekeni  bir  ekmek  doyurur,  açlık  korkusu  çe­keni  dünya  doyuramaz.  Cimrilik  işte  bu  kor­kunun  sonucudur.  Bu  korkunun  kaynağında  ise  Allah'a  güvensizlik  yatar. MI


    )

3 Eylül 2022 Cumartesi

 Bakara 266:

  •  Sizden herhangi biriniz hiç arzu eder mi ki; kendisinin hurmalığı ve üzüm bağı olsun, bahçede dereler akıyor ve içinde her türlü ürün yetişiyor, derken kendisine ihtiyarlık çöküyor, elleri ermez bakıma muhtaç çocukları da var. Ama ateşli bir kasırga kopuyor ve bağını kasıp kavuruyor. (Bu olsun ister misiniz?) İşte Allah(cc) ayetlerini size böyle apaçık bildiriyor ki, düşünüp ders alasınız.
    (
     İnsanın  başkaları  için  yaptığı  karşılıksız  yardımın  ödülü,  içerisinde  her  tür  meyvenin  yetiştiği   bir   bahçeye   benzetiliyor.   Gösteriş   için  iyilik  yapmak,  yapılan  iyiliği  başa  kak­mak ve gönül incitmek de "samyeli"ne benze­tiliyor.  Âhiret  hayatı  da,  insan ömrünün  hası­latını  derleme  dönemi  olan  ihtiyarlığa  benze­tiliyor.   İnsan,   sonunda  cennet  getirecek  bir  iyiliği,  kötü  niyet  ve  ahlâkî  olmayan  tavırla  tamamen  boşa  çıkarıp  sam  çalmış  bir  bahçe  gibi  kendi  elleriyle  mahvedebiliyor. MI

    That is, "It is quite obvious that you do not like the earnings of your whole life to be consumed at that critical period of your old age when you need them very badly and when there is no more chance for you to earn anything afresh. Exactly the same shall be your condition when you enter into the Life-after-death without any provision for it. You shall then realize all of a sudden, like the old man of the parable, that the earnings of your whole life were left behind in the world and were as useless for you in the other world as the consumed garden to the old man. Besides this, you shall find yourself as helpless as the old man of the parable because in the Life-after-death there would be no more chance for you to earn anything for the Next World. If you do not practise charity etc., in this world in the way it has been enjoined, but spend your whole life and its energies for the interest of this world only, you will meet, at your death, with the same critical and helpless situation as the old man of the parable met. He lost his only garden, the earnings of his whole life and the support of his old age at that period of his life when he himself was unable to plant a new garden, and his children were unable to do anything because of their tender age." ET

    )

2 Eylül 2022 Cuma

 Bakara 265:

  •  Servetlerini Allah(cc) rızasını kazanmak arzusuyla ve kalben mutmain olarak  (içlerindeki imanı kökleştirme adına) harcayanların durumu ise, verimli topraklar üzerindeki bahçe gibidir. Bir sağanak vurur ürün iki misli artar, sağanak olmadığı zaman da hafif yağmur düşer oraya. Ve Allah(cc) yaptığınız herşeyi görür.
    (
    Bu   tür   biri   başkaları   için   "cennet"tir.   Cennetini yüreğinde taşıyan bu kişi,  elde etti­ği  her  değerin  hakkını  verir  ve  onu  kat  kat  üretir. Toprağı çok verimli bir bahçe gibi,  aldı­ğı yağmura ürün vererek  şükreder.  Bu yağmu­run çok ya  da  az olması,  onun verimliliğinden bir  şey  kaybettirmez.  Çünkü  o,  verimliliğini  daha çok dışardan  değil kendi  özünden almak­tadır.  Onun  imkanı  imanıdır.  O,  yapacağı  bir  iyilik   için   "imkanım  yok"   demez.   Bilir   ki   imanı  tükenmeyenin  imkanı  tükenmez.  Yine  bilir  ki,  gönül  tarlasına  muhabbet  tohumunu  alın  teri,  yürek  teri,  zihin  teri  ve  gözyaşıyla  ekenler,  hasat  zamanı  bu  tarladan  bire  yedi  yüz kaldırırlar.  Bütün bunları yaparken,  birile­rinin  görüp  görmediği  umurlarında  bile  değil­dir.  Çünkü  Allah'ın  gördüğünden  emindirler.  MI
    )

1 Eylül 2022 Perşembe

 Bakara 263-264:

  •  Gönül alıcı bir söz ve başkasının eksiğini gizlemek, peşinden incitmenin geldiği bir yardımdan daha hayırlıdır. Ve Allah(cc) gani'dir(hiçbir şeye muhtaç değil), halim'dir. Ey iman edenler, servetini gösteriş ve övgü için harcayan, Allah(cc)'a ve ahiret gününe inanmayan kişinin yaptığı gibi, iyiliğinizi başa kakarak ve muhtaç kişinin duygularını incilterek yardımlarınızı değersiz hale sokmayın. Onun hali, üzerinde birazcık toprak bulunan kayanın hali gibidir; bir sağanak vurunca onu sert ve çıplak bırakıverir. Bu gibilerin yaptıkları işlerden hiç bir kazançları olmaz. Zira Allah(cc) hakikatı reddeden bir toplumu hidayete erdirmez.