Zümer 43-44:
- Yoksa onlar, Allah(cc)'ı bir tarafı bırakıp (hayali) şefaatçılar mı buldular?. De ki:' Nasıl yani! Hiç bir şeye güçleri yetmese ve akılları ermese de , yine de onlardan medet mi umuyorsunuz?'.
De ki:' Şefaate (izin verme) yetkisi tümüyle Allah(cc)'a aittir. Gökler ve yer üzerindeki hakimiyette O'nundur ve sonunda dönüp dolaşıp varacağınız yer O'nun merciidir'.
(
Tüm şefaat âyetleri bu âyet ışığında anlaşılmalıdır. Bu âyet açık ve net olarak şefaati yalnızca Allah'a tahsis etmektedir. Bu durumda illâ istisna edatıyla gelen ve "ancak onun izin verdikleri müstesna" gibi bir karşılığı olan ibareler bu âyetle çelişmeyecek bir biçimde anlaşılmak zorundadır (izahı için bkz. 4/Müddessir: 48, not 39). Burada şöyle bir soru akla gelebilir: İstisna cümleciğiyle gelen âyetleri bu âyet ışığında anlamak yerine, bu âyeti onlar ışığında anlayamaz mıyız? Mesela burada, âyette olmayan bir parantez içi tak-dir kullanarak, âyeti "Şefaate (izin verme) yetkisi tamamıyla ve sadece Allah'a aittir" şeklinde anlayamaz mıyız? Bunun biri "asla, hayır" olan, diğeri de "evet" olan iki cevabı vardır: 1) Kur'an'da içinde "şefaat" geçen âyet sayısı 25'tir (Bakara: 48; Bakara: 123; Bakara: 254; Bakara: 255; Nisa: 85; En'âm: 51; En'âm: 70; En'âm: 94; A'râf: 53; Yûnus: 3; Yûnus: 18; Meryem: 87; Tâhâ: 109; Enbiya: 28, Şu'arâ: 100; Rûm: 13; Secde: 4; Sebe': 23; Yâsîn: 23; Zümer: 43; Zümer: 44; Mü'min: 18; Zuhruf: 86; Necm: 26; Müddessir: 48). Bunlardan 23 tanesinin belagat çatısı "olumsuzlama" (nefy) üzerine kuruludur. Bu olumsuzlama lâ, mâ, men, leyse, lem, em ile yapılır. Geriye kalan ikisinden biri müşriklerin ağzından nakil (69/Yûnus: 18), diğeri de şefaati tamamıyla Allah'a hasreden bu âyettir. Bu durumda 25'ten geriye kalan 2 âyet de delale-ten menfi çatıya dahil olurlar. Bu olumsuz çatı garip değildir. Zira Kur'an şefaatten, şefaati isbat için söz etmez. Muhatapları inkâr ediyormuş da, Kur'an onları şefaate imana çağırıyor değildir. Durum tam aksinedir. İlk muhatapların, Allah'ın astlan olarak (min dûnillah) daha başkalarına kulluk etme gerekçeleri, onların kendilerine şefaat edeceğine olan inançlarıdır. Bu hakikat, tam da bu sûrenin 3. âyetinde dile gelen hakikattir: "O'ndan başkalarını sığınacak otorite edinenler, "Biz bunlara sadece bizi Allah'a yaklaştırsınlar diye kulluk ediyoruz" (derler)". Kur'an şefaat konusundaki âyetleri menfi çatı üzerine kurarken, işte muhatapların bu sapık şefaat inançlarım hedef alıyordu. Bütün bunlardan dolayı, istisna cümleleriyle gelen âyetler bu âyet ışığında anlaşılmak zorundadır. 2) Tam bu noktada zorunlu olarak şu soru sorulacaktır: Peki, şu halde şefaati reddeden âyetlerin tümü de buradaki gibi mutlak red ve Allah'a tahsis ile gelmek yerine, bir kısmı ne-den istisna cümlesiyle geldi? Evet, 25'ten 8 tanesi istisna cümlesiyle gelmiştir. Üstelik bunlar standart kalıpta da değildirler. Özellikle Necm 26, Meryem 87 ve Zuhruf 86'da kullanılan üslûp, istisnayı dikkate almamızı gerektirir. Son bir soru: Hem tüm şefaatle ilgili âyetleri şefaati yalnız Allah'a has kılan bu âyet ışığında anlayacağız, hem de istisnayı dikkate alacağız: bu çelişki olmaz mı? Çelişki insanın zihnindedir, Kur'an'da çelişki olmaz. Bunun açıklaması şudur: İstisna cümlelerinde izin verilecek şey "şefaat" değil, "Allah'ın şefaatini takdim etme, bildirme" iznidir. Tıpkı peygamberlerin Allah'ın insanlığa gerçek şefaati olan vahyi iletmeleri gibi. Âhirette Allah'ın şefaati en büyük ödüldür. O ödülü takdim ve tevdi etme izni verilenler de ödülendi-rilmiş olurlar. Ödülün elinden alındığı kimse ödülün sahibi değildir, ödülün sahibi Allah'tır. Allah birine ödül vererek, diğerine ödül verdirerek, ikisini de ödüllendirmektedir. Mİ
That is, "Not to speak of getting his intercession granted, no one has the power to stand before Allah as an intercessor. The right to grant or not to grant anyone the permission to intercede with Him exclusively rests with Allah. Then He may allow intercession for whomever He may please and forbid for whomever He may please. ". ET
)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder