6 Ekim 2020 Salı

 Zümer 43-44:

  •  Yoksa onlar, Allah(cc)'ı bir tarafı bırakıp (hayali) şefaatçılar mı buldular?.  De ki:' Nasıl yani! Hiç bir şeye güçleri yetmese ve akılları ermese de , yine de onlardan medet mi umuyorsunuz?'.
    De ki:' Şefaate (izin verme) yetkisi tümüyle Allah(cc)'a aittir. Gökler ve yer üzerindeki hakimiyette O'nundur ve sonunda dönüp dolaşıp varacağınız yer O'nun merciidir'.
    (
    Tüm  şefaat âyetle­ri  bu  âyet  ışığında  anlaşılmalıdır.  Bu  âyet  açık  ve  net  olarak  şefaati yalnızca Allah'a  tahsis  et­mektedir.  Bu  durumda  illâ  istisna  edatıyla  ge­len  ve  "ancak  onun  izin  verdikleri  müstesna"  gibi bir karşılığı olan ibareler bu âyetle çelişme­yecek bir biçimde anlaşılmak zorundadır  (izahı  için  bkz.  4/Müddessir:  48,  not 39).  Burada  şöy­le  bir  soru  akla  gelebilir:  İstisna  cümleciğiyle  gelen  âyetleri bu  âyet  ışığında anlamak yerine, bu âyeti onlar ışığında anlayamaz mıyız?  Mese­la  burada,  âyette  olmayan  bir  parantez  içi  tak-dir  kullanarak,  âyeti  "Şefaate  (izin  verme)  yet­kisi tamamıyla ve sadece Allah'a aittir"  şeklin­de  anlayamaz  mıyız?  Bunun  biri  "asla,  hayır"  olan,  diğeri  de "evet"  olan iki  cevabı vardır: 1)  Kur'an'da  içinde  "şefaat"  geçen  âyet  sayısı  25'tir  (Bakara: 48;  Bakara:  123;  Bakara:  254;  Ba­kara:   255;   Nisa:   85;   En'âm:   51;   En'âm:   70;   En'âm:  94;  A'râf:  53;  Yûnus:  3;  Yûnus:  18;  Mer­yem:  87;  Tâhâ:   109;  Enbiya:  28,   Şu'arâ:   100;   Rûm:  13;  Secde:  4;  Sebe':  23;  Yâsîn:  23;  Zümer:  43;  Zümer:  44;  Mü'min:  18;  Zuhruf:  86;  Necm:  26; Müddessir: 48).  Bunlardan 23  tanesinin bela­gat çatısı "olumsuzlama"  (nefy) üzerine kurulu­dur.  Bu  olumsuzlama  lâ,  mâ,  men,  leyse,  lem,  em  ile  yapılır.  Geriye  kalan  ikisinden  biri  müş­riklerin  ağzından nakil  (69/Yûnus:  18),  diğeri  de  şefaati  tamamıyla  Allah'a  hasreden  bu  âyettir.  Bu durumda 25'ten geriye kalan 2 âyet de delale-ten  menfi  çatıya  dahil  olurlar.  Bu  olumsuz  çatı  garip değildir. Zira Kur'an şefaatten,  şefaati isbat için söz etmez. Muhatapları inkâr ediyormuş da, Kur'an  onları  şefaate  imana  çağırıyor  değildir.  Durum  tam   aksinedir.   İlk  muhatapların,   Al­lah'ın astlan olarak (min dûnillah)  daha başkala­rına  kulluk  etme  gerekçeleri,  onların  kendileri­ne  şefaat  edeceğine  olan  inançlarıdır.  Bu  haki­kat, tam da bu sûrenin 3. âyetinde dile gelen ha­kikattir:  "O'ndan  başkalarını  sığınacak  otorite  edinenler,  "Biz  bunlara  sadece  bizi Allah'a  yak­laştırsınlar   diye   kulluk   ediyoruz"   (derler)".   Kur'an  şefaat  konusundaki  âyetleri  menfi  çatı  üzerine kurarken, işte muhatapların bu sapık şe­faat inançlarım hedef alıyordu.  Bütün bunlardan dolayı, istisna cümleleriyle gelen âyetler bu âyet ışığında  anlaşılmak zorundadır. 2) Tam bu  noktada  zorunlu  olarak  şu  soru  so­rulacaktır:   Peki,   şu   halde   şefaati   reddeden   âyetlerin tümü de buradaki gibi mutlak red ve Allah'a  tahsis  ile gelmek yerine,  bir kısmı ne-den istisna cümlesiyle geldi?  Evet,  25'ten 8  ta­nesi istisna cümlesiyle gelmiştir.  Üstelik bun­lar  standart  kalıpta  da  değildirler.   Özellikle   Necm  26,  Meryem  87  ve  Zuhruf  86'da  kulla­nılan üslûp,  istisnayı  dikkate almamızı gerek­tirir.   Son  bir  soru:   Hem  tüm  şefaatle  ilgili  âyetleri  şefaati  yalnız  Allah'a  has   kılan  bu  âyet   ışığında  anlayacağız,   hem   de   istisnayı   dikkate  alacağız:  bu çelişki olmaz  mı?  Çelişki  insanın  zihnindedir,  Kur'an'da  çelişki  olmaz.  Bunun  açıklaması  şudur:  İstisna  cümlelerinde  izin verilecek  şey  "şefaat"  değil,  "Allah'ın  şe­faatini  takdim  etme,  bildirme"  iznidir.  Tıpkı  peygamberlerin Allah'ın insanlığa gerçek  şefa­ati   olan  vahyi   iletmeleri   gibi.   Âhirette   Al­lah'ın  şefaati  en  büyük  ödüldür.  O  ödülü  tak­dim ve tevdi etme  izni verilenler de  ödülendi-rilmiş  olurlar.  Ödülün  elinden  alındığı  kimse ödülün   sahibi   değildir,   ödülün   sahibi   Al­lah'tır.   Allah   birine   ödül   vererek,   diğerine   ödül  verdirerek,  ikisini  de  ödüllendirmektedir.

    That is, "Not to speak of getting his intercession granted, no one has the power to stand before Allah as an intercessor. The right to grant or not to grant anyone the permission to intercede with Him exclusively rests with Allah. Then He may allow intercession for whomever He may please and forbid for whomever He may please. ". ET


    )

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder