Bakara 35:
- Ve sonra dedik ki:' Ey Adem, sen ve eşin cennete (bu bahçeye) yerleşin, orada canınızın çektiği herşeyden yiyin için, fakat şu ağaca (الشَّجَرَةَ) yaklaşmayın, yoksa zalimlerden olursunuz'.
(
Eşiyle birlikte Hz. Âdem’in yerleştirildiği cennet gibi, yaklaşmaları yasaklanan ağaç konu-sunda da farklı mütalâalar vardır. Cenab-ı Allah bu ağacı Hz. Âdem’e yasaklarken, söz konusu yasağa uyma karşılığında onun acıkmayacağını, susamayacağını, çıplak ve güneşin sıcaklığına maruz kalmayacağını beyan buyurmuştur (20: 118−119). Şeytan da, insanı bu ağaca yaklaşmaya ikna etmek için, onun ebediyet ağacı ve yok ol-mayacak bir mülk-hükümranlık olduğunu (20: 120), Allah’ın bu ağacı ona melik olarak cennette ebedî kalmaması (7: 20) için yasakladığını ileri sürmüştür. Bütün bu hususlarla birlikte, ağaca yaklaştıktan sonra insanın düştüğü durumu (av-ret yerlerinin açılması ve utançla buraları örtme-ye çalışması (7: 22) ve ağaç manâsı verilen şecere (الشَّجَرَةَ) kelimesinin “soy” anlamına da geldiğini dikkate aldığımızda, yasaklanan ağacın insan fıtratının en temel özelliklerinden olan ebediyet adına tenasül yoluna başvurma olabileceği akla gelebilir. Acıkmama, susamama, sıcağa ve çıplaklığa maruz kalmama gibi hissiyatın hatırlatılması, eğer bir halin, ortaya çıkacak bir vakıanın tasviri değil de, böyle bir hatırlatma gerçekten yapılmışsa, bu takdirde, bunların ya Hz. Âdem’e önceden öğretilmiş olması veya Hz. Âdem’in bunları daha önce hissetmiş olması gerekir. Bu ikinci durumda, eşiyle birlikte Hz. Âdem’in konduğu cennet, insanın tam bir yeryüzü varlığı haline gelme sü-recinde bir his, bir duyuş, bir idrak, bir hâl boyu-tu ve âlemi olabileceği gibi, yasaklanan ağaca da, onda potansiyel olarak bulunan bütün bu hisleri harekete geçirip, onu fizikî-biyolojik ergenliğe ulaştıracak bir faktör, bir sebep olarak da bakıla-bilir. Cennet tenasül yeri olmadığından, artık te-nasüle açık bir varlık Cennet’te kalmayacak veya cennet halini daha fazla koruyamayacaktır. Cenab-ı Allah’ın Hz. Âdem’e ve eşi Hz. Havva-ya koyduğu bir ağaca yaklaşmama yasağı, Din’e ait bir yasak değil, Şeriat-ı Tekvinî veya hayat kanunlarına ait bir yasaktı. Bu yasağı işlemekle Hz. Âdem ve Hz. Havva dinî bir yasağı çiğne-miş ve günaha girmiş olmadılar. Çünkü, gelecek olan 38’inci âyette buyrulduğu üzere, insan için daha henüz Din gönderilmemişti. Ayrıca, yuka-rıda arz edildiği üzere, Cenab-ı Allah (c.c.), söz konusu yasağa uymanın cezası olarak acıkma, susama, çıplaklığa ve sıcağa, soğuğa maruz kalma gibi dünyevî sıkıntıları beyan buyurmaktadır ki, bütün bunlar, ağaca yaklaşmama yasağının hayat kanunlarına ait bir yasak olduğunu anlamak için kâfidir. Bu kanunlara uymamanın karşılığı ise, eğer Din’le ve Âhiret’le alâkalı değiller ise, dünyada görülür. Böyle bir yasağa uymama, peygamberlerin ismet (günahsızlık) sıfatını ihlâl etmez. Ayrıca Hz. Âdem, eşiyle birlikte kendisine bu ya-sak konduğunda peygamber de değildi ve henüz ortada peygamberlik vazife ve misyonu yoktu.AÜ
)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder