Bakara 37-38:
- Ve nihayetinde Adem(as), Rabbinden (yol gösterici) sözler aldı(فَتَلَقَّى). Ve Allah(cc) onun tövbesini kabul etti. Çünkü yanlız tevbeleri kabul eden ve rahmeti sonsuz O'dur. Ve dedik ki :' -Hepiniz buradan çıkıp gidin!- , ama bununla beraber size yol göstericiliğimiz devam edecektir ve Benim yol gösterici mesajlarıma uyanlar için artık ne korku vardır , ne de üzüntü'.
(
Hz. Âdem (a.s.), sürçmesi karşısında, şeytan gibi mazeret aramaya, kendini savunmaya git-medi ve diretmedi. Büyük bir pişmanlık duydu ve bağışlanması adına kapıyı araladı. Bunun karşılığında Cenab-ı Allah (c.c.), ona bazı kelimeler ilham etti. Burada “kelimeleri alma” manâsında geçen telakka(فَتَلَقَّى) sözcüğünde telkin manâsı vardır. Hz. Âdem, pişmanlık ve vicdanî ızdırabı içinde kendisine bazı kelimelerin ilham ve telkin edil-mekte olduğunu anladı ve bunları alıp, Rabbisine derhal tevbe etti. Bu kelimeler, üzerinde müfes-sirlerin çoğunun ittifak ettiği üzere, A’râf Sûresi 23. âyette geçen, meâlen: “Ey bizim Rabbimiz! Biz, kendi kendimize zulmettik. Eğer bizi bağışlamaz ve bize hususî rahmetinle muamelede bulunmazsan, hiç şüphesiz biz ebedî kaybedenlerden oluruz!” tevbe ve istiğfar sözleridir.İhtimal, İsrailiyattan etkilenmeyle olacak, Hz. Âdem’in şeytanın iğvasına kapılmasında eşi Hz. Havva’nın önemli tesiri olduğunu ileri sürenler vardır. Hattâ Kitab-ı Mukaddes’te (Tekvin, 3: 1–6) hadise bütünüyle bu çerçevede anlatıldığı için, bilhassa Orta Çağlar Hıristiyanlığında kadın, ta-mamen günahkâr bir varlık olarak görülmüş ve aşağılanmıştır. Halbuki Kur’ân-ı Kerim, mesele-yi öncelikle Âdem merkezli takdim buyurur ve bu âyetten de (No. 41), Rabbisinden kelimeleri alıp, birinci derecede tevbe ve istiğfar etmesi ge-rekenin o olduğu anlaşılmaktadır. Naklettiğimiz A’râf Sûresi 23. âyetinde ise birinci şahıs çoğul zamiri kullanıldığından, Âdem ve eşinin birlikte tevbe ve istiğfarda bulunduğunu anlıyoruz.AÜ
)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder