Zümer 8-9:
- Hem ne zaman insanoğlunun başına bir şey gelse, Rabbine yönelerek ona yalvarır yakarır, sonra Allah(cc)'ın nimeti olarak o sıkıntıdan kurtulsa, bu sefer da O'na yalvarıp yakardığını unutur ve O'nun yolundan saptıran bir takım şerikler uydurmaya başlar. Böylelerine de ki:' İnkarınızla biraz daha oyalanıp zevk'ala durun bakalım, ama sonunda varacağınız yer ateştir (haberiniz olsun)!'.
Yoksa siz, böyle biri ile, gece saatlerinde secdede veya ayakta Allah(cc)'a kulluk etmeye çalışan ve ahiret endişesi ile Rabbinin rahmetini uman biri ile bir mi tutulur sanıyorsunuz? De ki:' Hiç bilenle bilmeyen bir olur mu?'. Ne var ki, (böylesi hakikatler üzerinde) sadece gerçek idrak sahipleri(أُولُو الْأَلْبَابِ) düşünüp ders çıkarır.
(
أُولُو الْأَلْبَابِ -> These are people who do not make the intellect subservient to their emotions and make their mind to work in the light of the revelation. Thus their intellect is used for the good of others. The selfish intellect shows man the way of attaining personal gains, and the intellect directed by the guidance of the revelation shows him the way to universal nourishment and development i.e. for the good of mankind (13:17). That is why the Quran has said after “ اُولِی الْاَلْبَابِ ” (oolil albaab) i.e. “ ا لَّذِيْنَ يَذْکُرُوْنَ لٰلهَّ۔۔ ” (allazeena yazkurunallah) in (3:189-190), i.e. “those intelligent people who keep the revelation in their mind all the time”. A momin’s duty is to employ the intellect in the light of the revelation. If any of these things are missing
then he cannot be called a momin.LOQ
"Bilgi neyi bilmektir?" sorusunun cevabı. Bu âyet vahye göre bilmenin yönünün ahlâktan bilgiye doğru olduğunu gösterir. Zira âyetin başı eyleme işaret eder ve ahlâk eylemden ayrı düşünülemez. Bu durumda âyetin açılımı şudur: "Hiç haddini bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?" İlim, "veri ve data" anlamındaki malumattan farklıdır. İlim, türetildiği alamet mastarının da gösterdiği gibi bir "işaret"tir. Bir bilginin mutlak hakikate hangi açıdan referans olduğu bilindiğinde o "ilme" dönüşmüş olur. Kur'an alimi bilgisi üzerinden değil, bilginin ahlâkî değeri üzerinden tanımlamış ve değerlendirmiştir: "Allah'a kulları içinde yalnızca bilenler/alimler hakkıyla saygı duyarlar" (42/Fâtır: 28). Kur'an'ın altın neslinden seçkin sahabi İbn Mes'ud'un şu sözü, bu âyetin bir tefsiri gibidir: "İlim çok rivayet/malumat sahibi olmak değildir, ilim Allah'a olan saygıdan tir tir titremektir (haşyet)". Allah Rasulü, sahibinde ahlâkî bir değere dönüşmeyen bilgiyi "faydasız bilgi" olarak nitelendirmiş ve bundan Allah'a sığınmıştır. Bu âyet de bütün bu verileri desteklemektedir. "Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?" sorusuna "Neyi bilenlerle bilmeyenler?" diye karşı bir soruyla mukabele edenin alacağı cevap âyetin başıdır: Bu bilgi sahibinin vicdanını harekete geçirip onun iç dünyasını imar edecek, insanı gece yansı sıcak yatağından kaldırıp Rabbinin huzurunda secdeye vardıracak bir bilgidir. Bu bilgi sorumluluk ahlâkından (takva) neşet edip, sahibini sorumlu davranışa [el-âmelu's-sâlih] sevkeden bir bilgidir. Bu bilgi varlık sancısından yola çıkıp, sahibine kendini doğuracak bir ben idrakini kazandıran bilgidir. "Ben" (eşhedu) diyerek başlayan kelime-i şahadet, ancak o zaman sahibini "Allah'ın şahidi" kılar. Mİ.
)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder