21 Eylül 2020 Pazartesi

 Zümer 8-9:

  •  Hem ne zaman insanoğlunun başına bir şey gelse, Rabbine yönelerek ona yalvarır yakarır, sonra Allah(cc)'ın nimeti olarak o sıkıntıdan kurtulsa, bu sefer da O'na yalvarıp yakardığını unutur ve O'nun yolundan saptıran bir takım şerikler uydurmaya başlar. Böylelerine de ki:' İnkarınızla biraz daha oyalanıp zevk'ala durun bakalım, ama sonunda varacağınız yer ateştir (haberiniz olsun)!'.
    Yoksa siz, böyle biri ile, gece saatlerinde secdede veya ayakta Allah(cc)'a kulluk etmeye çalışan ve ahiret endişesi ile Rabbinin rahmetini uman biri ile bir mi tutulur sanıyorsunuz? De ki:' Hiç bilenle bilmeyen bir olur mu?'. Ne var ki, (böylesi hakikatler üzerinde) sadece gerçek idrak sahipleri(أُولُو الْأَلْبَابِ) düşünüp ders çıkarır.
    (
    أُولُو الْأَلْبَابِ -> These are people who do not make the intellect subservient to their emotions and make their mind to work in the light of the revelation. Thus their intellect is used for the good of others. The selfish intellect shows man the way of attaining personal gains, and the intellect directed by the guidance of the revelation shows him the way to universal nourishment and development i.e. for the good of mankind (13:17). That is why the Quran has said after “ اُولِی الْاَلْبَابِ ” (oolil albaab) i.e. “ ا لَّذِيْنَ يَذْکُرُوْنَ لٰلهَّ۔۔ ” (allazeena yazkurunallah) in (3:189-190), i.e. “those intelligent people who keep the revelation in their mind all the time”. A momin’s duty is to employ the intellect in the light of the revelation. If any of these things are missing
    then he cannot be called a momin.LOQ


      "Bilgi  neyi  bilmektir?"  sorusunun  cevabı.  Bu  âyet  vahye  göre  bilmenin  yönünün  ahlâk­tan  bilgiye  doğru  olduğunu  gösterir.  Zira  âye­tin  başı  eyleme  işaret  eder  ve  ahlâk  eylemden  ayrı  düşünülemez.  Bu  durumda  âyetin  açılımı  şudur:  "Hiç  haddini  bilenlerle bilmeyenler  bir  olur  mu?"  İlim,   "veri  ve  data"  anlamındaki  malumattan  farklıdır.  İlim,  türetildiği  alamet  mastarının da gösterdiği gibi bir "işaret"tir.  Bir  bilginin mutlak hakikate hangi açıdan referans olduğu  bilindiğinde  o  "ilme"  dönüşmüş  olur.  Kur'an  alimi  bilgisi  üzerinden  değil,  bilginin  ahlâkî  değeri  üzerinden  tanımlamış  ve  değer­lendirmiştir:   "Allah'a  kulları  içinde  yalnızca  bilenler/alimler    hakkıyla    saygı    duyarlar"    (42/Fâtır:  28).  Kur'an'ın  altın  neslinden  seçkin  sahabi  İbn  Mes'ud'un  şu  sözü,  bu  âyetin  bir  tefsiri  gibidir:  "İlim  çok rivayet/malumat  sahi­bi  olmak  değildir,  ilim  Allah'a  olan  saygıdan  tir tir titremektir (haşyet)". Allah Rasulü,  sahi­binde   ahlâkî  bir   değere   dönüşmeyen   bilgiyi   "faydasız  bilgi"  olarak  nitelendirmiş  ve  bun­dan  Allah'a  sığınmıştır.  Bu  âyet  de  bütün  bu  verileri  desteklemektedir.  "Hiç  bilenlerle  bil­meyenler bir olur mu?"  sorusuna  "Neyi  bilen­lerle  bilmeyenler?"  diye  karşı  bir  soruyla  mu­kabele  edenin  alacağı  cevap  âyetin  başıdır:  Bu  bilgi  sahibinin vicdanını harekete geçirip onun iç  dünyasını imar edecek,  insanı gece yansı  sı­cak  yatağından  kaldırıp  Rabbinin  huzurunda secdeye vardıracak bir bilgidir.  Bu bilgi sorum­luluk  ahlâkından  (takva)  neşet  edip,  sahibini  sorumlu  davranışa  [el-âmelu's-sâlih]  sevkeden  bir bilgidir.  Bu bilgi varlık  sancısından yola çı­kıp,  sahibine kendini doğuracak bir ben idraki­ni  kazandıran  bilgidir.  "Ben"  (eşhedu)  diyerek  başlayan  kelime-i  şahadet,  ancak  o  zaman  sa­hibini  "Allah'ın  şahidi"  kılar.  Mİ.

    )

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder