Sebe 22-23:
- De ki:' Allah(cc)'tan başka ilahlık vasıfları atfettiğiniz şeylere yalvarın durun (elinize ne geçecek ki?). Onların ne yerlerde ne göklerde size verecekleri zerre kadar bir şey yoktur. Onların oralarda en ufak bir ortaklıkları dahi yoktur. Allah(cc), onlardan bir destekçi de edinmiş değildir.
Allah(cc) katında , onun izin verdikleri hariç hiç kimsenin şefaatı fayda vermez. Hatta, kıyametin o dehşetiyle duydukları korku iyice ortaya çıkınca:' Rabbimiz neye hükmetti?' diye sorarlar. Diğerleri de:' Her zamanki gibi gerçeği, Mükemmel olan da , Büyük olan da sadece Allah(cc)'tır' derler.
(
Bu âyet hakkında farklı yorumlar yapıl-mış ve âyetin daha çok Âhiret’le ilgili olduğu görüşü ileri sürülmüştür. Fakat hem bundan önceki hem bundan sonraki âyetlerin, hem de Mekkeli müşrikler Âhiret’e inanmadıkları için Âhiret’te şefaat beklentisi içinde olamayacak-ları gerçeğiyle, aşağıda gelecek 40’ıncı âyetin de ortaya koyduğu üzere bu âyet, müşriklerin meleklere tapınmalarıyla ilgili olarak dünyalık işleri açısından şefaat düşüncelerini reddetmek-tedir. Onlar, bazen kendilerine taptıkları putlar ve melekler gibi varlıklara Allah ile aralarında dünyevî işleri açısından aracı ve şefaatçi olsun diye taptıklarını ileri sürüyorlardı. Âyet, bunu reddetmektedir. Reddederken, meleklerin nasıl Allah’ın kulları olduklarını, ancak O’ndan emir aldıklarını ve emir alırken de nasıl bir ürperti ve saygı içinde bulunduklarını anlatmakta-dır. AÜ
Yani, kendisi ile yarattıkları arasında “aracılık” yapacak biri olarak. Ayetin tertibinden (ve aynı zamanda 17:56-57'den) açıkça anlaşılacağı gibi, bu pasaj, özellikle İlahî veya yarı-ilahî vasıflann velîlere/azîzlere ve meleklere izafe edilmesi ve onların Allah katında şefaat edebilmeleri konusuna ilişkindir.ESED
Lafzen, “hakikate” —yani, Allah'ın şefaate izin verip vermemesi konusundaki kararı (ki O'nun sözkonusu insanı temize çıkarmayı kabul edip etmemesi ile eş anlamlıdır) mutlak hakikat ve adalet ile uyumlu olacaktır. ESED
Allah dostlarının ve din önderlerinin, Allah nezdinde aracılık yapacağına ve ayrıcalık elde edeceğine dair tüm tasavvurların reddi. Mİ
Limen'in hem şefaat edilen hem de şefaat edeni kastetme ihtimaline binaen "kendisine izin verdikleri dışında hiç kimsenin şefaati fayda vermez" anlamı da verilebilir. Fakat buradaki lâm'm da gösterdiği gibi tenfa'u fiili tümlece geçmeyip özne üzerinde kaldığı için şefaatin tür olarak tamamı olumsuzlanmıştır. Bu ve bin her şeyi görüp gözetmektedir. 22 DE Kİ: "Allah dışında, (kendilerinde tanrısal güç) vehmettiklerinizi çağırın. Ne göklerde ne de yerde onların zerre kadar bir gücü yoktur,- üstelik onlar bu ikisinin (yönetiminde) bir ortaklığa da sahip değiller; dahası O onlar arasından kendisine bir yardımcı da atamamıştır."40 23 O'nun nezdinde, kendisi lehine izin verdikleri dışında hiç kimse için şefaat fayda vermez:41 nihayet (kıyametin) dehşeti (ödül tevdi edeceklerin) kalplerinden giderilince42 (ödüllendirilenler) soracaklar: "Rabbiniz sizin hakkınızda ne buyurdu?" Berikiler "Hak neyse onu: zaten mükemmel olan da, büyük olan da sadece O'dur"43 diyeceklerdir. tüm şefaat âyetleri; "onlar, O'nun hoşnut ve razı olmadığı hiç kimseye şefaat edemezler" (79/Enbiya: 28) ve "De ki: şefaat yetkisi tamamıyla ve sadece Allah'a aittir" (77/Zümer: 44) âyetleri ışığında anlaşılmalıdır. Bu da şefaat'in Allah'a ait bir yetkinin kula devri değil, Allah'ın takdir ettiği ödülün sahibine tevdii olduğunu gösterir. Ödülü veren Allah'tır. Ödülü takdim izni verdiği kimseyi de böyle onurlandırır. Dolayısıyla ödülün asıl sahibinin onu sunan olmadığını ifade eder. Âyetin öncesi de ödülü gerçek sahibi dışında kimseden istememeyi ifade etmektedir Mİ
)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder